Haber Şafak

Haber Şafak

10 Ekim 2026 Cumartesi

ESRA EROL’DA GENÇ ÇİFTE MUTLU YUVA: MİDYAT BELEDİYE BAŞKANI’NDAN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A TEŞEKKÜR

ESRA EROL’DA GENÇ ÇİFTE MUTLU YUVA: MİDYAT BELEDİYE BAŞKANI’NDAN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A TEŞEKKÜR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Şanlıurfa’da yaşayan Halil ve Saadet Çavlan çifti, 16 Haziran’da evden ayrılan kızları Asiye’yi bulabilmek için Esra Erol’a başvurdu.

84 gündür kayıp olan Asiye, Esra Erol’un çabalarıyla bir günde bulundu. 85 günlük hasret, Asiye’nin ailesiyle canlı yayında buluşmasıyla sona erdi.

Ailesine kavuşan Asiye, sevdiği İbrahim Halil’e kaçtığını açıkladı. Ancak Esra Erol’un çabası, genç kızı ailesine kavuşturmakla sınırlı kalmadı.

ESRA EROL GENÇ ÇİFTİN YUVASINI KURDU!

Asiye’yi ailesiyle barıştıran Esra Erol, genç çiftin evlenebilmesi ve yeni bir hayat kurabilmesi için harekete geçti. Canlı yayında Midyat Belediye Başkanı Veysi Şahin’e çağrıda bulundu.

Esra Erol’un çağrısına kayıtsız kalmayan Midyat Belediye Başkanı Veysi Şahin, canlı yayına bağlanarak genç çiftin yuva kurmasına destek olacağını açıkladı.

Esra Erol ve Midyat Belediyesi’nin iş birliğiyle genç çift için ev tutuldu, eşyaları alındı, gelinlik ve damatlıkları hazırlandı.

GENÇ ÇİFTİN NİKÂHI CANLI YAYINDA KIYILDI!

Asiye ve İbrahim Halil’in nikâhı, Esra Erol’un stüdyosunda canlı yayında kıyıldı. Midyat Belediye Başkanı Veysi Şahin, eşi Tülin Şahin ve kızı Fatma İrem Şahin de çiftin nikâh şahitleri oldu.

MİDYAT BELEDİYE BAŞKANI’NDAN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A TEŞEKKÜR

Nikâh töreninin ardından konuşan Midyat Belediye Başkanı Veysi Şahin, kimsesizlere sahip çıkmanın önemini vurgulayarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür etti.

“Bir belediye başkanının sadece makamda oturup yol, kaldırım, parke çalışması yapmaması lazım. Sahipsiz, kimsesiz insanların da gönüllerine dokunarak onlara sahip çıkmamız gerektiğini Cumhurbaşkanımızdan öğrendik.”

“BÖYLE BİR YUVAMIZ OLACAĞINI HAYAL BİLE EDEMEZDİK!”

Yeni hayatlarına ilk adımı atan Asiye ve İbrahim Halil, mutluluklarını şu sözlerle dile getirdi:

“Kimsesizlerin kimsesi oldunuz. Böyle evleneceğimizi ve evimiz olacağını hayal bile edemezdik.”

Devamını Oku

YOL ARKADAŞIM 3 26 ŞUBAT’TA VİZYONDA!

YOL ARKADAŞIM 3 26 ŞUBAT’TA VİZYONDA!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

SİNEMAYA KAHKAHA GELİYOR: YOLCULUK KALDIĞI YERDEN DEVAM EDİYOR!

İlk iki filmiyle milyonlarca seyirciyi sinema salonlarına taşıyarak Türk komedisinin sevilen serilerinden biri haline gelen Yol Arkadaşım, üçüncü filmiyle beyaz perdeye dönüyor! TAFF Pictures, CJ ENM Türkiye ve AYEM Media imzalı Yol Arkadaşım 3, 26 Şubat 2027’de sinemaseverlerle buluşacak.

Senaryosunu İbrahim Büyükak’ın kaleme aldığı ve başrollerini İbrahim Büyükak ile Oğuzhan Koç’un üstlendiği filmin yönetmen koltuğunda, serinin ilk iki filminde olduğu gibi Bedran Güzel oturuyor.

2017 yılında vizyona giren ilk filmiyle büyük bir gişe başarısına imza atan Yol Arkadaşım, 2018’de vizyona giren ikinci filmiyle serinin başarısını daha da ileri taşıdı. Toplamda 4,4 milyondan fazla seyirciye ulaşan iki film, Türk komedi sinemasının hafızalarda yer eden yapımları arasında kendine sağlam bir yer edindi.

İbrahim Büyükak ve Oğuzhan Koç, hayat verdikleri Şeref ve Onur karakterleriyle Türk sinemasının en sempatik ikililerinden biri olmuştu. Başı dertten bir türlü kurtulmayan Şeref ile yanından ayrılmayan yol arkadaşı Onur, yeni filmde bir kez daha yola çıkıyor. Bu kez yolculukta eğlence hiç durmuyor, kahkaha bir an bile eksik olmuyor. Yol Arkadaşım 3, seriyi sevenlere gülmekten gözlerinden yaş getirecek yeni bir yolculuk yaşatmaya hazırlanıyor. Çekimlerine Ekim ayında başlanacak filmin oyuncu kadrosu da önümüzdeki günlerde açıklanacak.

TAFF Pictures, CJ ENM Türkiye ve AYEM Media’nın yapımını üstlendiği ‘Yol Arkadaşım 3’, 26 Şubat 2027’de sinemalarda!

Devamını Oku

Âşık Veysel Vakfı, Ozanın Kültürel Mirasını TASSA 2026’da Uluslararası Bilim Dünyasıyla Buluşturdu!

Âşık Veysel Vakfı, Ozanın Kültürel Mirasını TASSA 2026’da Uluslararası Bilim Dünyasıyla Buluşturdu!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Âşık Veysel Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve Âşık Veysel’in torunu Çiğdem Özer, Prof. Dr. Aziz Sancar ve Prof. Dr. Canan Dağdeviren’in davetiyle, 2–4 Ekim 2026 tarihlerinde ABD’nin Kuzey Carolina eyaletindeki Chapel Hill kentinde gerçekleştirilen TASSA 2026 Konferansı’na katıldı.

Sancar Türk Kültür ve Toplum Merkezi’nin ev sahipliğinde, TASSA Başkanı Dr. Ercan Alp ve konferans eş düzenleyicisi Drexel Üniversitesi’nden Prof. Hasan Ayaz’ın öncülüğünde düzenlenen organizasyon, “Yapay Zekâ Çağında İnovasyon Köprüleri: ABD ve Türkiye Arasında Ulusötesi Etki” temasıyla bilim insanlarını, akademisyenleri ve araştırmacıları bir araya getirdi.

 

Konuşmasında Âşık Veysel’in eğitime, insan sevgisine ve toplumsal birliğe verdiği önemi aile hatıralarıyla paylaşan Çiğdem Özer, ozanın kültürel mirasını ve düşünce dünyasını uluslararası bilim çevreleriyle paylaştı. 

“Sivrialan’dan yükselen o sesin bütün dünyaya ulaşması büyük bir sorumluluk”

Konuşmasında dedesini aile içinde anlatılan hatıralarla tanıdığını belirten Çiğdem Özer, Âşık Veysel’in mizahını, toprağa bağlılığını ve insanı merkeze alan yaşam anlayışını aktardı. Çiğdem Özer ninesi Gülizar Şatıroğlu’dan ve ailesinden dinlediği anılarla ozanın gündelik yaşamına da ışık tutan Çiğdem Özer, bu kültürel mirası gelecek kuşaklara taşımanın önemini şu sözlerle ifade etti:

“Sivrialan’dan yükselen o sesin, yıllar sonra bütün dünyaya ulaşması bizler için hem büyük bir gurur hem de büyük bir sorumluluktur.”

Âşık Veysel’in Cumhuriyet’e ve Atatürk’e bağlılığını da ele alan Özer, eğitim ve okul üzerine dizelerini hatırlatarak ozanın düşüncelerinin bugünün gençleri için taşıdığı değere dikkat çekti. Konuşmada, insan sevgisi, kardeşlik ve ayrım gözetmeden bir arada yaşama anlayışı öne çıktı.

Bilim ve sanatın ortak değeri insanlığa katkı

Çiğdem Özer, Âşık Veysel’in eserleriyle insanlığa bıraktığı iz ile bilim insanlarının çalışmaları arasında bağ kurarak şunları söyledi:

“Âşık Veysel sazıyla, sözüyle ve bize bıraktığı eserlerle insanlığa kalıcı bir iz bıraktı. Aziz Sancar Hocamız, bilime adadığı ömrü ve insanlığa kazandırdığı çalışmalarıyla bunu yapmaya devam ediyor. Canan Dağdeviren Hocamız ise bilimin gücünü insan hayatına doğrudan dokunan çalışmalara dönüştürerek kendi izini bırakıyor.”

Gençlere de seslenen Çiğdem Özer, geleceğe bırakılacak eserlerin ve insanlığa sunulacak katkının önemini vurguladı.

“Kara Toprak” ABD’de bilim insanlarının sesiyle yankılandı!

Buluşmanın dikkat çeken anlarından biri, Prof. Dr. Canan Dağdeviren’in Âşık Veysel’in “Kara Toprak” türküsünü seslendirmesi oldu. Prof. Dr. Aziz Sancar’ın da bulunduğu yerden eşlik ettiği türkü, katılımcıları Âşık Veysel’in dizeleri etrafında buluşturdu.

Yapay zekâ ve inovasyonun konuşulduğu konferansta yaşanan bu an, Âşık Veysel’in kültürel mirasının farklı coğrafyaları ve kuşakları bir araya getiren gücünü bir kez daha ortaya koydu.

 

Âşık Veysel Vakfı Hakkında:

 

Büyük halk ozanı Âşık Veysel’in vefatının 50. yılı anısına torunu Çiğdem Özer tarafından kurulan Âşık Veysel Vakfı, ozanın kültürel mirasına sahip çıkmak, onu daha geniş kitlelere tanıtmak ve yaşam felsefesini gelecek nesillere aktarmak amacıyla faaliyet göstermektedir. Vakıf; Anadolu medeniyetinin kadim değerlerinden beslenerek evrensel bir dil oluşturmayı ve insanı ayrım yapmadan kucaklayan bir kültür-sanat anlayışını hakim kılmayı hedefler. Bu doğrultuda eğitim, kültür ve sanat alanlarında merkezine Âşık Veysel’i alan yenilikçi projeler üretmekte ve benzer vizyona sahip çalışmaları desteklemektedir.

 

Devamını Oku

DÜNYADA İLK: NADİR HASTALIKLAR İÇİN BİLİM DÜNYASI İSTANBUL’DA BULUŞTU

DÜNYADA İLK: NADİR HASTALIKLAR İÇİN BİLİM DÜNYASI İSTANBUL’DA BULUŞTU
0

BEĞENDİM

ABONE OL

10 ülkeden 17 çocuk ve ailesi, beyin gelişimini etkileyen ultra-nadir genetik hastalık TBL1XR1’e karşı yürütülen bilimsel mücadelede İstanbul’da bir araya geldi. Dünyada ilk kez bu hastalığa odaklanan uluslararası bilimsel konferansta, Harvard’ın da aralarında bulunduğu araştırma kurumlarından bilim insanları, gelecekteki tedavi çalışmalarına yönelik ortak yol haritası belirledi

 

Dünyanın farklı ülkelerinde aynı nadir hastalıkla mücadele eden 17 çocuk ve aileleri, ortak bir umut için İstanbul’da buluştu. Türkiye, İtalya, İsviçre, Almanya, Avustralya, ABD, İrlanda, Finlandiya, Çin ve Malezya’dan gelen aileler, çocuklarının yaşadığı zorlukları bilim insanlarıyla paylaşırken, hastalığın daha iyi anlaşılması ve gelecekteki tedavi araştırmalarına zemin hazırlanması için önemli bir uluslararası buluşmaya katıldı.

HERDEM Çare- TBL1XR1 Araştırma ve Destek Derneği öncülüğünde, Acıbadem Üniversitesi Maslak Hastanesi ev sahipliğinde düzenlenen 1. Uluslararası TBL1XR1 Bilimsel Konferansı ve 2. TBL1XR1 Küresel Aile Forumu, dört kıtadan bilim insanlarını, klinisyenleri ve aileleri bir araya getirdi. Dünyada ilk kez TBL1XR1’e odaklanan uluslararası bilimsel konferansta, genetik araştırmalardan beyin organoidlerine, genom düzenlemeden gelecekteki gen tedavisi yaklaşımlarına kadar pek çok bilimsel çalışma ele alındı.

Çocukların günlük yaşamda karşılaştıkları epilepsi, iletişim, beslenme, hareketlilik, davranış, uyku ve eğitim sorunları uzmanlarla birlikte değerlendirildi. Ailelerin deneyimleri, hastalığın doğal seyrinin anlaşılması ve bilimsel araştırmaların önceliklerinin belirlenmesi açısından önemli bir kaynak oluşturdu

HARVARD’LI PROFESÖR: ŞİMDİ TEDAVİYE YÖNELİK ADAYLARI TEST ETMELİYİZ

Konferansın bilimsel çalışmalarına öncülük eden Harvard Tıp Fakültesi ve Massachusetts General Hospital’dan Prof. Dr. Florian Eichler, TBL1XR1 araştırmalarında geliştirilen modellerin önemine dikkat çekti. Eichler, “Araştırma araçlarına sahibiz ve doğru modelleri hızla geliştiriyoruz. Şimdi aday bileşikleri test etmemiz, etkilerini ölçmemiz ve anlamlı tedavilere doğru ilerlememiz gerekiyor” dedi.

TBL1XR1’e özgü, insanlarda denenmeye hazır bir tedavi henüz bulunmazken, bilim insanları genetik araştırmalar, hasta hücreleri, beyin organoidleri ve genom düzenleme teknolojilerinin gelecekteki tedavi yaklaşımları için önemli fırsatlar sunduğunu değerlendirdi.

Çin Minzu Üniversitesi Translasyonel Nörobilim Merkezi’nden Prof. Dr. Yong Cheng, TBL1XR1 fare modelleri üzerinde yürütülen klinik öncesi araştırmaları paylaşırken, Almanya Ulm Üniversitesi’nden Prof. Dr. Anna-Katharina Rohlfs hastalıkta görülebilen konuşma ve iletişim güçlükleri ile destekleyici iletişim yöntemlerine dikkat çekti.

“ÇOCUKLARIMIZA DÜNYAYI ANLATACAKTIK, DÜNYAYA ÇOCUKLARIMIZI ANLATIYORUZ”

HERDEM Çare Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Ayşegül Altınbaş, ailelerin bireysel mücadelesinin uluslararası bilimsel iş birliğine dönüşmesinin önemine dikkat çekti.

Altınbaş, “Çocuklarımıza dünyayı anlatmayı hayal ederken, kendimizi dünyaya çocuklarımızı anlatırken buluyoruz. Önce çocuklarımızın sesini duyurmaya çalıştık. Sonra başka ailelere ulaştık ve yalnız olmadığımızı gördük. Sonra bu sesi bilime taşıdık. Çünkü aileler araştırmanın yalnızca konusu değil, ortağıdır” diye konuştu.

TBL1XR1 için oluşturulan araştırma modelinin başka nadir hastalıklara da örnek olmasını hedeflediklerini belirten Altınbaş, “TBL1XR1 bizim için bir başlangıç noktası. Burada oluşacak bilgi, araştırma altyapısı ve uluslararası iş birliklerinin başka nadir hastalık topluluklarına da katkı sağlaması için çalışıyoruz. Çünkü gerçek ilerleme, bir çocuk için başlayan çabanın başka çocukların ve ailelerin hayatına da dokunabilmesidir” dedi.

TEDAVİ ARAŞTIRMALARINA GİDEN YOLDA DÖRT KRİTİK ADIM

Beyin gelişimi ve işleyişinde önemli rol oynayan TBL1XR1 genindeki hastalıkla ilişkili değişiklikler, farklı nörogelişimsel sorunlara yol açabiliyor. Bilim insanları, genin işlevinin ve hastalık mekanizmalarının anlaşılmasının yalnızca TBL1XR1 için değil, başka nadir ve nörogelişimsel hastalıkların araştırılması açısından da önem taşıdığını vurguluyor.

Konferansta gelecekteki tedavi araştırmalarına hazırlık için dört temel öncelik belirlendi. Bunlar; dünya genelindeki hastaları kapsayan ortak bir kayıt sistemi oluşturulması, hastalığın zaman içindeki gelişimini inceleyecek 36 aylık doğal seyir çalışması yürütülmesi, genetik değişikliklerle klinik bulgular arasındaki ilişkinin ortaya konulması ve gelecekteki klinik araştırmalara hazırlık yapılması olarak sıralandı.

Program sonunda hazırlanan Sonuç Bildirgesi ile doğal seyir araştırmaları, ortak veri toplama, hasta kayıtları, biyolojik örnekler ve uluslararası bilimsel iş birliği alanlarında iki çalışma grubu oluşturuldu. Böylece İstanbul’da belirlenen bilimsel hedeflerin sürdürülebilir araştırma çalışmalarına dönüştürülmesi için somut adımlar atıldı.

 

TÜRKİYE’DEN ULUSLARARASI NADİR HASTALIK ARAŞTIRMALARINA KATKI

Konferans, T.C. Sağlık Bakanlığı nezdinde TÜSEB, Acıbadem Üniversitesi, Altınbaş Üniversitesi ve HERDEM Çare arasında imzalanan Nadir Hastalıklar İş Birliği Protokolü kapsamında başlatılan çalışmaların uluslararası boyuta taşınması açısından da önem taşıdı.

Bilimsel programa Acıbadem Üniversitesi Nadir Hastalıklar ve Yetim İlaçlar Uygulama ve Araştırma Merkezi Direktörü Prof. Dr. Yasemin Alanay, İstinye Üniversitesi’nden Prof. Dr. Tunç Fışgın, İzmir Biyotıp ve Genom Merkezi’nden Prof. Dr. Uğur Özbek, Dokuz Eylül Üniversitesi’nden Prof. Dr. Semra Hız Kurul, İzmir Kâtip Çelebi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Pınar Gençpınar, Acıbadem ve Yale Üniversitelerinden Doç. Dr. Kaya Bilgüvar, İstanbul Üniversitesi Aziz Sancar Deneysel Tıp Araştırma Enstitüsü’nden Doç. Dr. Feyza Nur Tuncer Kılınç, Marmara Üniversitesi ve Yale Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yankı Yazgan ile Altınbaş Üniversitesi’nden Dr. Öğr. Üyesi Türkan Uygur Şahin katkı sundu.

Konferansın açılışına İstanbul Vali Yardımcısı Hasan Gözen, TÜSEB Türkiye Anne, Çocuk ve Ergen Sağlığı Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Şirin Güven, TÜBİTAK MAM Başkanı Prof. Dr. Burcu Özsoy, Acıbadem Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Güldal Süzen, Altınbaş Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Cemal İbiş, Nadir Hastalıklar Federasyonu Başkanı Av. Güneş Uyar ve EURORDIS’ten Dr. Gülçin Gümüş katıldı. Deneyimli televizyon sunucusu ve moderatör Defne Sarısoy da konferansın sunuculuğunu gönüllü olarak üstlenerek HERDEM Çare’ye destek verdi.

Devamını Oku

Hürmüz Boğazı Sonrası Körfez Lojistiğinde Yeni Rotalar

Hürmüz Boğazı Sonrası Körfez Lojistiğinde Yeni Rotalar
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Hürmüz Boğazı çevresindeki güvenlik riskleri ve taşıma kısıtları, Körfez ticaretinde alternatif limanları ve denizyolu-karayolu bağlantılarını öne çıkarıyor. Lanes Lojistik Operasyon Direktörü Ali Demircan, yeni güzergâhların yükün özellikleri, toplam maliyet ve teslimat sürekliliği birlikte değerlendirilerek planlanması gerektiğini vurguluyor.

Körfez bölgesindeki lojistik hareketlilik, Hürmüz Boğazı çevresinde yaşanan gelişmelerin etkisiyle yeniden şekilleniyor. Deniz taşımacılığındaki belirsizlikler, bölgeye yapılan sevkiyatlarda alternatif giriş noktalarının ve farklı taşıma modlarının birlikte değerlendirilmesini gerektiriyor. Uluslararası taşıyıcıların operasyon duyuruları, Hürmüz dışındaki limanlarla kara bağlantılarını birleştiren çözümlerin kullanıldığını; ancak servislerin ülke, yük türü ve kapasiteye göre değişen koşullarla yürütüldüğünü gösteriyor.

Uluslararası taşımacılık ve entegre lojistik çözümleri sunan Lanes Lojistik, Körfez ticaretinde gündeme gelen alternatif güzergâhları lojistik sektörü ve forwarder bakış açısıyla değerlendirdi. Lanes Lojistik Operasyon Direktörü Ali Demircan, rota değişikliklerinin ihracatçı ve ithalatçılar açısından navlun kadar stok yönetimi, işletme sermayesi ve müşteri taahhütleri üzerinde de etkili olduğunu belirtti.

Körfez’e erişimde alternatif limanlar öne çıkıyor
Hürmüz Boğazı’ndan geçiş gerektirmeyen Khor Fakkan ve Fujairah gibi giriş noktaları, Birleşik Arap Emirlikleri’ne yönelik yüklerde alternatif denizyolu-karayolu bağlantıları sunuyor. Umman’ın Sohar ve Salalah limanları da bölgesel planlamada değerlendirilen seçenekler arasında bulunuyor. Bununla birlikte, bir limanın operasyonlarını sürdürmesi, o liman üzerinden her Körfez ülkesine ve her yük grubuna kesintisiz taşıma yapılabileceği anlamına gelmiyor. Taşıyıcı kabul koşulları ve sınır ötesi bağlantılar sevkiyat bazında teyit edilmeli.

Bu modelde yükün alternatif limana ulaşmasının ardından kara taşımasıyla iç bölgelere veya uygun bir aktarma noktasına yönlendirilmesi mümkün olabiliyor. Ancak deniz ayağında sağlanan erişim avantajının teslimata dönüşmesi için araç kapasitesi, terminal işlemleri, gümrük prosedürleri ve alıcı hazırlığının aynı takvim içinde yönetilmesi gerekiyor.

Ali Demircan, alternatif limanların rolünü şu sözlerle değerlendirdi: “Bir güzergâhı harita üzerinde oluşturmak, o güzergâhın operasyonel olarak hazır olduğu anlamına gelmiyor. Geminin yükü kabul etmesi, limanın tahliyeyi gerçekleştirmesi ve kara bağlantısının zamanında kurulması gerekiyor. Forwarder olarak baktığımız nokta, yükün alternatif bir limana ulaşmasının ardından müşterinin kapısına hangi koşullarda teslim edileceğidir.”

Deniz ve kara bağlantıları birlikte planlanmalı
Körfez lojistiğinde gündeme gelen çözümlerden biri de yükün denizyoluyla farklı bir kıyıya taşınarak karayoluyla nihai pazara ulaştırılması. Suudi Arabistan’da Cidde üzerinden iç bölgelere ve doğu kıyısına uzanan kara bağlantıları bu yaklaşımın örnekleri arasında yer alıyor. Bununla birlikte, Cidde üzerinden Suudi Arabistan dışındaki Körfez ülkelerine yapılan taşımalar ile ülke içi teslimatlar aynı koşullara sahip değil. Taşıyıcı duyuruları, bazı sınır ötesi bağlantılarda kısıtlar bulunduğunu ortaya koyuyor.

Alternatif güzergâh seçilirken çıkış limanından teslimat adresine kadar bütün aşamaların birlikte değerlendirilmesi önem taşıyor. Aktarma sayısı, limandaki bekleme, araç temini, transit izinleri ve boş konteynerin iade noktası toplam süreyi ve maliyeti değiştirebiliyor. Özellikle farklı ülkelerden geçen taşımalar, belge ve operasyon koordinasyonunun sevkiyat öncesinde tamamlanmasını gerektiriyor.

Demircan, “Denizyolu ve karayolunu bir araya getiren çözümler, uygun yüklerde ticaretin devamlılığını destekleyebilir. Ancak limana alternatif yaratırken kara ayağında yeni bir darboğaz oluşturmamak gerekiyor. Bir bağlantının kapasitesini ve kabul koşullarını doğrulamadan verilen teslimat taahhüdü, ihracatçıyı daha büyük bir belirsizlikle karşı karşıya bırakabilir” dedi.

Yeni rotalarda toplam maliyet belirleyici oluyor
Güzergâh değişikliklerinin ekonomik etkisi, taşıma teklifindeki navlun farkıyla sınırlı kalmıyor. İlave elleçleme, kara taşıması, depolama, ekipman kullanımı ve sigorta koşulları sevkiyat bütçesini etkileyebiliyor. Teslimatın uzaması ise stokta daha fazla ürün tutulmasına, tahsilat takviminin değişmesine veya üretimde ihtiyaç duyulan girdilerin gecikmesine neden olabiliyor.

Bu nedenle firmaların teklifleri aynı kapsam üzerinden karşılaştırması gerekiyor. Limandan limana verilen bir fiyat ile kapıya teslim alternatifin doğrudan karşılaştırılması, maliyetin eksik değerlendirilmesine yol açabiliyor. Teklifin hangi hizmetleri kapsadığı, hangi giderlerin sonradan oluşabileceği ve güzergâh değişikliğinde sorumlulukların nasıl paylaşılacağı başlangıçta netleştirilmeli.

Ali Demircan, “Daha düşük navlun, her zaman daha düşük toplam maliyet anlamına gelmiyor. Özellikle üretim için kritik bir parçanın veya teslim tarihi kesinleşmiş bir siparişin taşınmasında gecikmenin ticari etkisini de hesaplamak gerekiyor. Doğru karar, taşıma bedeliyle birlikte ürünün değerini, teslimat önceliğini ve olası bekleme maliyetini değerlendirmekten geçiyor” ifadelerini kullandı.

Her yük için aynı alternatif uygun değil
Kuru yük, soğuk zincir ürünleri, tehlikeli maddeler ve gabari dışı yükler alternatif güzergâhlarda farklı ihtiyaçlar taşıyor. Standart bir konteyner için kullanılabilen bağlantı, özel ekipman veya izin gerektiren bir sevkiyat için uygun olmayabiliyor. Limandaki soğutmalı konteyner altyapısı, kara ayağındaki sıcaklık kontrolü ve aktarma sırasındaki bekleme koşulları özellikle hassas ürünlerde önem kazanıyor.

Zaman önceliği yüksek yüklerde havayolu veya denizyolu-havayolu kombinasyonları da değerlendirilebilir. Ancak hava bağlantılarının da bölgesel operasyon koşullarına, uçuş programlarına ve kapasite teyidine bağlı olarak planlanması gerekiyor. Bu nedenle tüm sevkiyatı tek bir alternatif moda yönlendirmek yerine, siparişin acil bölümünü önceliklendirmek bazı yüklerde daha dengeli bir çözüm sağlayabilir.

Türkiye için fırsat operasyonel hazırlıkla güçleniyor
Körfez’e yönelik tedarik zincirlerinin yeniden değerlendirilmesi, Türkiye’deki üretici ve ihracatçıların teslimat modellerini çeşitlendirmesi açısından da önem taşıyor. Türkiye çıkışlı denizyolu, karayolu ve havayolu seçeneklerinin hedef pazar özelinde karşılaştırılması, farklı sipariş ihtiyaçlarına uygun çözümler geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Bunun ticari avantaja dönüşmesi ise güzergâhın uygulanabilirliğine, sınır geçişlerine ve yerel teslimat organizasyonuna bağlı bulunuyor.

Forwarder firmaların bu süreçteki rolü, taşıyıcı rezervasyonunun ötesine geçiyor. Alternatif servislerin karşılaştırılması, yerel acentelerle koordinasyon, dokümantasyon ve teslimat takibinin birlikte yönetilmesi, yük sahiplerinin değişen koşullara daha hızlı uyum sağlamasını destekliyor.

Ali Demircan değerlendirmesini şöyle tamamladı: “Körfez lojistiğinde firmaların tek bir güzergâha bağlı kalmadan, uygulanabilir alternatiflerini önceden hazırlaması gerekiyor. Bunun için satış ve üretim takvimlerinin lojistik planlamaya erken dâhil edilmesi önemli. Lanes Lojistik olarak yaklaşımımız, her yükün ihtiyacını ayrı değerlendirmek; rota, taşıma modu ve teslimat koşullarını birlikte ele almaktır. Yeni rotaların sağlayacağı asıl değer, müşterinin ticaretini sürdürebileceği, maliyetini görebileceği ve teslimatını takip edebileceği bir yapı kurulmasıyla ortaya çıkacaktır.”

Devamını Oku
Dost Siteler Tanıtım Yazısı - Evden eve nakliyat