12 Ekim 2026 Pazartesi
DIŞYÖNDER Başkanı Dr. Hakan Çınar: “İhracatımız büyüyor ancak ihracatçımızın üzerindeki maliyet ve finansman baskısı hafiflemiyor. Rakamların başarısını, işletmelerimizin gücüne dönüştürmek zorundayız.”
Türkiye’nin eylül ayı dış ticaret verileri, ihracatta önemli bir başarıya işaret ederken ekonominin yapısal sorunlarının devam ettiğini de ortaya koydu. Dış Ticarete Yön Verenler Derneği (DIŞYÖNDER) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Hakan Çınar, açıklanan rakamların umut verici olduğunu ancak ihracatın sürdürülebilirliği açısından dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini belirtti.
Eylül ayında ihracatın yüzde 15,4 artarak yaklaşık 26 milyar dolara ulaşmasını değerlendiren Çınar, aynı dönemde ithalatın 31,2 milyar dolar, dış ticaret açığının ise 5,2 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğine dikkat çekti.
Çınar, Eylül ayındaki olumlu tablonun yılın tamamına ilişkin sorunları gölgelememesi gerektiğini belirterek şu değerlendirmede bulundu:
“Eylül ayında ihracatımızın güçlü bir artış göstermesi hepimiz için sevindiricidir. Ancak bir aylık başarıya bakarak dış ticarette bütün sorunlarımızın çözüldüğünü düşünemeyiz. Çünkü ihracatçımız hâlâ yüksek maliyetlerle, pahalı finansmanla ve giderek sertleşen uluslararası rekabetle mücadele ediyor. Rakamlar büyüyor ama ihracatçımızın hareket alanı aynı ölçüde genişlemiyor.”
“İhracat artışını kalıcı pazar payına dönüştürmeliyiz”
2026 yılının ilk dokuz ayında ihracatın yaklaşık 211 milyar dolara ulaşmasına rağmen ithalatın 282 milyar dolar seviyesinde gerçekleştiğini ve dış ticaret açığının 71 milyar dolara yükseldiğini hatırlatan Çınar, Türkiye’nin dış ticaret stratejisinin yalnızca ihracat artışına odaklanmaması gerektiğini söyledi.
“İhracatta aylık rekorlar elbette önemlidir. Ancak esas mesele, bu artışın ne kadarının kalıcı pazar payına, yüksek katma değere ve sürdürülebilir kazanca dönüştüğüdür. Bir ülkenin ihracat başarısını yalnızca sattığı ürünlerin toplam değeriyle ölçemeyiz. O ürünlerin ne kadarını yerli kaynaklarla ürettiği, ne kadar döviz kazancı sağladığı ve firmalarının uluslararası rekabette ne kadar güçlendiği de önemlidir.”
“İhracatçının en büyük sorunu artık sadece sipariş bulmak değil”
Türk ihracatçısının küresel pazarlarda ciddi bir mücadele verdiğini ifade eden Çınar, finansman maliyetleri, işletme sermayesi ihtiyacı, enerji, işçilik ve lojistik giderlerinin birçok sektörde rekabet gücünü sınırlandırdığını vurguladı.
Çınar, özellikle kur ve maliyet arasındaki dengenin önemine dikkat çekerek şunları söyledi:
“Bugün ihracatçılarımızın önemli bir bölümü yalnızca yeni sipariş bulmayı değil, aldığı siparişi hangi maliyetle üreteceğini ve hangi kâr marjıyla teslim edeceğini de hesaplamak zorunda. İçeride maliyetler yükselirken uluslararası pazarlarda fiyat rekabeti giderek sertleşiyor. Bu durum özellikle emek yoğun sektörlerimiz üzerinde ciddi baskı oluşturuyor. İhracatçı satış yapabiliyor ama yeterince kazanamıyorsa orta ve uzun vadede üretim kapasitesini, istihdamını ve pazar payını korumakta zorlanabilir.”
“Destekler ihracatçının hayatını kolaylaştırmalı, yeni yükler oluşturmamalı”
Dış ticaret desteklerinin sadeleştirilmesi ve uygulamada öngörülebilirliğin artırılması gerektiğini belirten Çınar, döviz dönüşüm desteği gibi mekanizmaların ihracatçının nakit akışını güçlendirecek şekilde düzenlenmesinin önemine değindi.
“İhracatçının ihtiyacı yalnızca yeni teşvikler değildir. Mevcut teşviklere hızlı, kolay ve güvenilir biçimde erişebilmek de en az teşvikin kendisi kadar önemlidir. Karmaşık prosedürler, belirsiz uygulamalar ve zaman kayıpları desteklerin etkisini azaltabiliyor. İhracatçıyı desteklemek istiyorsak önce onun önündeki gereksiz maliyetleri ve bürokratik engelleri kaldırmalıyız.”
“Türkiye’nin dış ticarette yeni bir başarı hikâyesine ihtiyacı var”
Türkiye’nin yalnızca üretim ve ihracat kapasitesiyle değil, coğrafi konumu ve lojistik altyapısıyla da önemli avantajlara sahip olduğunu belirten Çınar, transit ticaret, serbest bölgeler ve bölgesel dağıtım merkezlerinin dış ticaret stratejisinin daha güçlü bir parçası haline getirilmesi gerektiğini söyledi.
“Türkiye, Avrupa ile Asya arasında yalnızca ürün taşıyan bir ülke değil, ticareti yöneten bir merkez olabilir. Bunun için gümrük süreçlerini hızlandırmalı, transit ticareti kolaylaştırmalı, serbest bölgelerimizi daha etkin kullanmalı ve lojistik maliyetlerimizi rekabetçi seviyelere çekmeliyiz. Küresel tedarik zincirleri yeniden şekillenirken Türkiye’nin bu fırsatı kaçırma lüksü yok.”
“Artık rakamların değil, rekabet gücünün büyümesini konuşmalıyız”
DIŞYÖNDER Başkanı Dr. Hakan Çınar, açıklamasını ekonomi yönetimine ve dış ticaretin tüm paydaşlarına yönelik yapıcı bir çağrıyla tamamladı:
“İhracatımızın büyümesi hepimizin ortak hedefidir. Ancak sürdürülebilir başarı için finansmana erişimden üretim maliyetlerine, gümrük süreçlerinden teknolojik dönüşüme kadar bütün alanlarda eş zamanlı adımlar atılması gerekiyor. Kamu, özel sektör ve sivil toplum kuruluşları aynı hedef doğrultusunda hareket etmelidir.
Bugün rekorları kutlarken yarının rekabet gücünü de inşa etmek zorundayız. Çünkü Türkiye’nin geleceğini yalnızca ihracat rakamlarının büyüklüğü değil, ihracatçılarının dünya pazarlarındaki gücü belirleyecektir.
İhracat rekorlarıyla övünelim, ancak ihracatçının sorunlarını da görmezden gelmeyelim. Unutmayalım, güçlü ihracat rakamları ancak güçlü ihracatçılarla kalıcı hale gelir.
Dr. Hakan Çınar
Dışyönder Yönetim Kurulu Başkanı
GÜZEL OYUNCUDAN İDDİALI KAPAK POZLARI
KARİYERİNDEN ÖZEL HAYATINA SAMİMİ AÇIKLAMALAR
“ÇALIŞMAK BENİM YAKITIM”
“DUYGULARIMIN SINIRLARINI BÜYÜTMEYİ ÖĞRENDİM”
AKIŞA GÜVENMEYİ ÖĞRENİYOR,
TESLİMİYET ONA RAHATLIK VE OLGUNLUK KATTI
SONBAHARIN KENDİSİNİ ŞAŞIRTMASINI BEKLİYOR…
Marie Claire Türkiye’nin Ekim 2026 kapağında adL’nin yeni sezon tasarımlarıyla objektif karşısına geçen Sümeyye Aydoğan, soruları “Yeraltı” setinde iki sahne arasında yanıtladı.
“Çalışmak benim yakıtım” diyen oyuncu, “İstediğim için uğraşırım, olmadığını hissettiğimde giderim” sözleriyle karar alma biçimindeki netliğini ortaya koydu.
“Mükemmel olmak için hep savaşmam gerekiyordu” diyen Aydoğan, artık akışa bırakmayı ve dinlenmeyi öğrenmekte olduğunu, kendi sesini daha iyi duyabilmek için geri çekildiğini söyledi. Çocukluğunda babasının elinden tutup tiyatroya gittiğini de anlattı. Her karakterini ayrı bir “çekmecede” tutan oyuncu, “Anora”daki Oscar’lı role göz kırparken Anna Karenina’dan Ajda Pekkan’ın “Yine Tek”ine uzanan kişisel dünyasını da paylaştı.
Çalışmanın kendisi için yorgunluktan çok sevinç ve gurur anlamına geldiğini söyleyen Aydoğan, üst üste gelen işlerinden söz ederken “Her birine ayrı ayrı yetişip ayrı ayrı sevinç duyuyorum. Öyle güzel, öyle doyurucu bir gurur yaşıyorum ki tüm yorgunluklarımı siliyor. Çalışmak benim yakıtım” dedi. adL reklam filminde ise bir karaktere değil, kendisine alan açtığını anlatan oyuncu, ekibe en başta “Bu reklam filminde kendim olmak istiyorum” dediğini söyledi: “Ceplerimde biriktirdiğim minik taktiklerimle tamamen rol yapmayan bir Sümeyye vardı.”
“BEN BİR SÜRÜ ÇEKMECESİ OLAN BİR DOLABIM”
HER KARAKTER BİTİNCE ÇEKMECEYİ KAPATIYOR
Canlandırdığı karakterleri birbirinden nasıl ayırdığını anlatan Aydoğan, “Her oynadığım karakter, her öğrendiğim şey ayrı çekmece” dedi. Bir proje sona erdiğinde ilgili çekmeceyi kapatıp kendisine döndüğünü söyleyen oyuncu, özel hayatı için rolleri bu şekilde ayırmaya ihtiyaç duyduğunu anlattı.
“Yeraltı”nda hayat verdiği Sultan’ın kendisinden daha sabırlı olduğunu söyleyen Aydoğan, “Ben Sultan kadar sabırlı olmayı deneyimlemiş biri değilim. İstediğim için uğraşırım ve fakat olmadığını hissettiğimde giderim” ifadelerini kullandı. “Hatıran Yeter”de canlandırdığı Leyla’nın ise kendisine farklı bir bakış açısı kazandırdığını belirten oyuncu, “Duygularımın sınırlarını büyütmeyi öğrendim” dedi.
“MÜKEMMEL OLMAK İÇİN HEP SAVAŞMAM GEREKİYORDU”
ŞİMDİ DİNLENMEYİ ÖĞRENİYOR
Akışa bırakmayı öğrenmeye devam ettiğini söyleyen Aydoğan, geçmişiyle bugünü arasındaki farkı “Birinde ‘gerekiyordu’, birinde ise ‘öğreniyorum’ demişim” sözleriyle anlattı. “Teslimiyet tatlı bir rahatlık ve olgunluk getiriyor” diyen oyuncu, yapması gereken işler olsa bile artık kendisine dinlenmek için izin verdiğini ve “İşte şimdi benim zamanım” diyebildiğini belirtti.
“ANORA”DAKİ OSCAR’LI ROLE GÖZ KIRPTI
ANNA KARENINA’YI BİTİRDİ, AJDA PEKKAN’A TAKILDI
Artık tamamen “sadece izleyici” kalamadığını söyleyen Aydoğan, “Anora”daki performansıyla Oscar kazanan Mikey Madison’ın oyunculuğu için “Çok gerçek, çok dürtüsel bir hali vardı. İzlerken ‘Ah, ben bunu oynamayı çok isterdim’ dediğim oldu” ifadelerini kullandı. Hiçbir şeyi analiz etmek istemediğinde ise kendisine iyi gelen “Avrupa Yakası” gibi yapımlara döndüğünü anlattı.
En son “Anna Karenina”yı bitiren oyuncu, kitaplarda güçlü, karanlık ve çelişkili karakterleri tercih ettiğini söyledi. Bazen aynı şarkıyı saatlerce dinlediğini belirten Aydoğan, bu aralar Ajda Pekkan’ın “Yine Tek” şarkısına takıldığını anlattı. 2019’daki müzik çalışmasına da açıklık getiren oyuncu, “Şarkı çıkardım demeyelim, üniversiteden arkadaşlarımla birlikte bir şeyler denedik diyelim” dedi.
15 YAŞINDA TEK KİŞİLİK OYUNLA ÖDÜL ALDI
ŞİMDİ TİYATRO SAHNESİNE DÖNMEK İSTİYOR
Çocukluğunda babasının elinden tutup tiyatroya gittiğini anlatan Aydoğan, “Benim babam zaten çok güzel bir adamdır” dedi. On beş yaşında tek kişilik bir oyunla ödül alan güzel oyuncu, tiyatronun bugün kendisini eskisinden de fazla etkilediğini ve kısa zamanda yeniden sahnede olmak istediğini söyledi.
KENDİ SESİNİ DUYMAK İÇİN GERİ ÇEKİLDİ
Bu yaz kendi sesini daha iyi duyabilmek için biraz geri çekildiğini anlatan Sümeyye Aydoğan, “Hayatım boyunca kendimi olduğum yerden çok, olabileceğim yer üzerinden tanımladım” dedi. Oyuncu, sonbahardan bolca üretim, yeni hikâyeler ve kendisini heyecanlandıracak karşılaşmalar bekliyor. Önündeki dönemin onu şaşırtmasını istiyor.
Şanlıurfa’da yaşayan Halil ve Saadet Çavlan çifti, 16 Haziran’da evden ayrılan kızları Asiye’yi bulabilmek için Esra Erol’a başvurdu.
84 gündür kayıp olan Asiye, Esra Erol’un çabalarıyla bir günde bulundu. 85 günlük hasret, Asiye’nin ailesiyle canlı yayında buluşmasıyla sona erdi.
Ailesine kavuşan Asiye, sevdiği İbrahim Halil’e kaçtığını açıkladı. Ancak Esra Erol’un çabası, genç kızı ailesine kavuşturmakla sınırlı kalmadı.
ESRA EROL GENÇ ÇİFTİN YUVASINI KURDU!
Asiye’yi ailesiyle barıştıran Esra Erol, genç çiftin evlenebilmesi ve yeni bir hayat kurabilmesi için harekete geçti. Canlı yayında Midyat Belediye Başkanı Veysi Şahin’e çağrıda bulundu.
Esra Erol’un çağrısına kayıtsız kalmayan Midyat Belediye Başkanı Veysi Şahin, canlı yayına bağlanarak genç çiftin yuva kurmasına destek olacağını açıkladı.
Esra Erol ve Midyat Belediyesi’nin iş birliğiyle genç çift için ev tutuldu, eşyaları alındı, gelinlik ve damatlıkları hazırlandı.
GENÇ ÇİFTİN NİKÂHI CANLI YAYINDA KIYILDI!
Asiye ve İbrahim Halil’in nikâhı, Esra Erol’un stüdyosunda canlı yayında kıyıldı. Midyat Belediye Başkanı Veysi Şahin, eşi Tülin Şahin ve kızı Fatma İrem Şahin de çiftin nikâh şahitleri oldu.
MİDYAT BELEDİYE BAŞKANI’NDAN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A TEŞEKKÜR
Nikâh töreninin ardından konuşan Midyat Belediye Başkanı Veysi Şahin, kimsesizlere sahip çıkmanın önemini vurgulayarak Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a teşekkür etti.
“Bir belediye başkanının sadece makamda oturup yol, kaldırım, parke çalışması yapmaması lazım. Sahipsiz, kimsesiz insanların da gönüllerine dokunarak onlara sahip çıkmamız gerektiğini Cumhurbaşkanımızdan öğrendik.”
“BÖYLE BİR YUVAMIZ OLACAĞINI HAYAL BİLE EDEMEZDİK!”
Yeni hayatlarına ilk adımı atan Asiye ve İbrahim Halil, mutluluklarını şu sözlerle dile getirdi:
“Kimsesizlerin kimsesi oldunuz. Böyle evleneceğimizi ve evimiz olacağını hayal bile edemezdik.”
SİNEMAYA KAHKAHA GELİYOR: YOLCULUK KALDIĞI YERDEN DEVAM EDİYOR!
İlk iki filmiyle milyonlarca seyirciyi sinema salonlarına taşıyarak Türk komedisinin sevilen serilerinden biri haline gelen Yol Arkadaşım, üçüncü filmiyle beyaz perdeye dönüyor! TAFF Pictures, CJ ENM Türkiye ve AYEM Media imzalı Yol Arkadaşım 3, 26 Şubat 2027’de sinemaseverlerle buluşacak.
Senaryosunu İbrahim Büyükak’ın kaleme aldığı ve başrollerini İbrahim Büyükak ile Oğuzhan Koç’un üstlendiği filmin yönetmen koltuğunda, serinin ilk iki filminde olduğu gibi Bedran Güzel oturuyor.
2017 yılında vizyona giren ilk filmiyle büyük bir gişe başarısına imza atan Yol Arkadaşım, 2018’de vizyona giren ikinci filmiyle serinin başarısını daha da ileri taşıdı. Toplamda 4,4 milyondan fazla seyirciye ulaşan iki film, Türk komedi sinemasının hafızalarda yer eden yapımları arasında kendine sağlam bir yer edindi.
İbrahim Büyükak ve Oğuzhan Koç, hayat verdikleri Şeref ve Onur karakterleriyle Türk sinemasının en sempatik ikililerinden biri olmuştu. Başı dertten bir türlü kurtulmayan Şeref ile yanından ayrılmayan yol arkadaşı Onur, yeni filmde bir kez daha yola çıkıyor. Bu kez yolculukta eğlence hiç durmuyor, kahkaha bir an bile eksik olmuyor. Yol Arkadaşım 3, seriyi sevenlere gülmekten gözlerinden yaş getirecek yeni bir yolculuk yaşatmaya hazırlanıyor. Çekimlerine Ekim ayında başlanacak filmin oyuncu kadrosu da önümüzdeki günlerde açıklanacak.
TAFF Pictures, CJ ENM Türkiye ve AYEM Media’nın yapımını üstlendiği ‘Yol Arkadaşım 3’, 26 Şubat 2027’de sinemalarda!
Âşık Veysel Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı ve Âşık Veysel’in torunu Çiğdem Özer, Prof. Dr. Aziz Sancar ve Prof. Dr. Canan Dağdeviren’in davetiyle, 2–4 Ekim 2026 tarihlerinde ABD’nin Kuzey Carolina eyaletindeki Chapel Hill kentinde gerçekleştirilen TASSA 2026 Konferansı’na katıldı.
Sancar Türk Kültür ve Toplum Merkezi’nin ev sahipliğinde, TASSA Başkanı Dr. Ercan Alp ve konferans eş düzenleyicisi Drexel Üniversitesi’nden Prof. Hasan Ayaz’ın öncülüğünde düzenlenen organizasyon, “Yapay Zekâ Çağında İnovasyon Köprüleri: ABD ve Türkiye Arasında Ulusötesi Etki” temasıyla bilim insanlarını, akademisyenleri ve araştırmacıları bir araya getirdi.
Konuşmasında Âşık Veysel’in eğitime, insan sevgisine ve toplumsal birliğe verdiği önemi aile hatıralarıyla paylaşan Çiğdem Özer, ozanın kültürel mirasını ve düşünce dünyasını uluslararası bilim çevreleriyle paylaştı.
“Sivrialan’dan yükselen o sesin bütün dünyaya ulaşması büyük bir sorumluluk”
Konuşmasında dedesini aile içinde anlatılan hatıralarla tanıdığını belirten Çiğdem Özer, Âşık Veysel’in mizahını, toprağa bağlılığını ve insanı merkeze alan yaşam anlayışını aktardı. Çiğdem Özer ninesi Gülizar Şatıroğlu’dan ve ailesinden dinlediği anılarla ozanın gündelik yaşamına da ışık tutan Çiğdem Özer, bu kültürel mirası gelecek kuşaklara taşımanın önemini şu sözlerle ifade etti:
“Sivrialan’dan yükselen o sesin, yıllar sonra bütün dünyaya ulaşması bizler için hem büyük bir gurur hem de büyük bir sorumluluktur.”
Âşık Veysel’in Cumhuriyet’e ve Atatürk’e bağlılığını da ele alan Özer, eğitim ve okul üzerine dizelerini hatırlatarak ozanın düşüncelerinin bugünün gençleri için taşıdığı değere dikkat çekti. Konuşmada, insan sevgisi, kardeşlik ve ayrım gözetmeden bir arada yaşama anlayışı öne çıktı.
Bilim ve sanatın ortak değeri insanlığa katkı
Çiğdem Özer, Âşık Veysel’in eserleriyle insanlığa bıraktığı iz ile bilim insanlarının çalışmaları arasında bağ kurarak şunları söyledi:
“Âşık Veysel sazıyla, sözüyle ve bize bıraktığı eserlerle insanlığa kalıcı bir iz bıraktı. Aziz Sancar Hocamız, bilime adadığı ömrü ve insanlığa kazandırdığı çalışmalarıyla bunu yapmaya devam ediyor. Canan Dağdeviren Hocamız ise bilimin gücünü insan hayatına doğrudan dokunan çalışmalara dönüştürerek kendi izini bırakıyor.”
Gençlere de seslenen Çiğdem Özer, geleceğe bırakılacak eserlerin ve insanlığa sunulacak katkının önemini vurguladı.
“Kara Toprak” ABD’de bilim insanlarının sesiyle yankılandı!
Buluşmanın dikkat çeken anlarından biri, Prof. Dr. Canan Dağdeviren’in Âşık Veysel’in “Kara Toprak” türküsünü seslendirmesi oldu. Prof. Dr. Aziz Sancar’ın da bulunduğu yerden eşlik ettiği türkü, katılımcıları Âşık Veysel’in dizeleri etrafında buluşturdu.
Yapay zekâ ve inovasyonun konuşulduğu konferansta yaşanan bu an, Âşık Veysel’in kültürel mirasının farklı coğrafyaları ve kuşakları bir araya getiren gücünü bir kez daha ortaya koydu.
Âşık Veysel Vakfı Hakkında:
Büyük halk ozanı Âşık Veysel’in vefatının 50. yılı anısına torunu Çiğdem Özer tarafından kurulan Âşık Veysel Vakfı, ozanın kültürel mirasına sahip çıkmak, onu daha geniş kitlelere tanıtmak ve yaşam felsefesini gelecek nesillere aktarmak amacıyla faaliyet göstermektedir. Vakıf; Anadolu medeniyetinin kadim değerlerinden beslenerek evrensel bir dil oluşturmayı ve insanı ayrım yapmadan kucaklayan bir kültür-sanat anlayışını hakim kılmayı hedefler. Bu doğrultuda eğitim, kültür ve sanat alanlarında merkezine Âşık Veysel’i alan yenilikçi projeler üretmekte ve benzer vizyona sahip çalışmaları desteklemektedir.