Haber Şafak

Haber Şafak

11 Ağustos 2026 Salı

Buket Müftüoğlu: Sevr’in yıl dönümünde Gazi Meclis’te Lozan’a meydan okunuyor!

Buket Müftüoğlu: Sevr’in yıl dönümünde Gazi Meclis’te Lozan’a meydan okunuyor!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Buket Müftüoğlu: Sevr’in yıl dönümünde Gazi Meclis’te Lozan’a meydan okunuyor!

CHP Onur Kurulu Üyesi Buket Müftüoğlu, 10 Ağustos 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması’nın yıl dönümünde TBMM gündemindeki “Terörsüz Türkiye” süreci ve çerçeve yasa tartışmalarına ilişkin çarpıcı bir açıklama yayımladı.

CHP Onur Kurulu Üyesi Buket Müftüoğlu, Sevr Antlaşması’nın imzalanmasının 106’ncı yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemindeki “Terörsüz Türkiye” başlıklı süreç ve çerçeve yasa tartışmalarını değerlendirdi.

Sevr Antlaşması’nı “Türk milletinin parçalanmasını öngören bir dayatma belgesi” olarak nitelendiren Müftüoğlu, Lozan Barış Antlaşması’nın ise Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş iradesinin uluslararası hukukta tescili olduğunu ifade etti.

Yazar Buket Müftüoğlu, şöyle konuştu:

“10 Ağustos 1920’de Osmanlı Devleti’ne imzalatılan Sevr Antlaşması, Türk siyasi tarihinde egemenliğin tasfiyesini hedefleyen en ağır metinlerden biridir. Sevr, Osmanlı’nın çöküş döneminde Türk milletinin parçalanma planıdır. Buna karşı verilen Kurtuluş Savaşı’nın zaferi sonucunda imzalanan Lozan Barış Antlaşması ise Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş iradesinin bütün dünyaya tescilidir. Türkiye Cumhuriyeti’nin varlığı, Sevr’in reddi ve Lozan’ın kabulü üzerine kuruludur.”

‘EMPERYALİZMİN AŞMAKTA EN ÇOK ZORLANDIĞI DİRENÇ…’

Türkiye’de egemenlik tartışmalarının bu tarihsel çerçeveden ayrı düşünülemeyeceğini belirten Müftüoğlu, CHP’nin Altı Ok ilkeleri ile cumhuriyetin kuruluş felsefesi arasındaki bağa dikkat çekti.

Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık ve Laiklik ilkelerinin 1927’de, Devletçilik ve İnkılapçılık ilkelerinin ise 1931’de CHP programına girdiğini hatırlatan Müftüoğlu, 1935 CHP Programı’nda altı ilkenin “Kemalizm” olarak tanımlandığını, 1937’de ise Altı Ok’un Anayasa’ya girdiğini belirtti.

Müftüoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Kemalizm, Mustafa Kemal Atatürk hayattayken yalnızca CHP’nin parti ideolojisi olarak kalmamış, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş kodlarını da oluşturmuştur. Emperyalizmin Türkiye’de aşmakta en fazla zorlandığı direnç de tam olarak budur: Kuvayı Milliye ve Müdafaa-i Hukuk ruhundan doğan, Sevr’i reddeden, Lozan’la bağımsızlığını tescil eden ve bunu ulus devlet çatısı altında kurumsallaştıran Kemalist Cumhuriyet.”

‘TÜRK MİLLETİ TANIMI BÜTÜN ETNİK KÖKENLERİ KAPSAR’

Açıklamasında vatandaşlık ve millet kavramlarına da değinen Müftüoğlu, “Türk milleti” kavramının farklı etnik kökenlerden yurttaşları ortak vatan çatısı altında kapsadığını söyledi.

Müftüoğlu, “Türk milleti kavramı, Kurtuluş Savaşı’nı omuz omuza kazanmış bütün etnik kökenleri içinde barındırır. Kürt, Laz, Çerkez, Gürcü, Arap ya da Kafkas kökenli bütün vatandaşlarımız ortak bir vatan iradesinin parçasıdır” dedi.

Terör örgütü ile Kürt kökenli vatandaşların özdeşleştirilmesine de karşı çıkan Müftüoğlu, şunları kaydetti:

“Abdullah Öcalan, Türk milletini oluşturan Kürt kökenli vatandaşların temsilcisi değildir. PKK ile Kürt vatandaşlarımızı aynı unsurların parçasıymış gibi göstermek ahlak dışıdır. Terörün hedef aldığı insanlar arasında hiçbir etnik ayrım olmamıştır.”

‘SORUN EŞİT YURTTAŞLIK DEĞİL, HUKUKUN UYGULANMASIDIR’

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndaki vatandaşlık tanımının açık olduğunu belirten Müftüoğlu, “eşit yurttaşlık” kavramına ilişkin de değerlendirmelerde bulundu.

Müftüoğlu, “Sorun Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının kanun önünde eşitsizliği değil, hukukun ve adaletin yanlış uygulanmasıdır. ‘Eşit yurttaşlık’ tanımının kullanılması, sanki Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’ndaki vatandaşlık tanımında bir eksiklik varmış gibi bir siyasi algı yaratmaktadır” görüşünü dile getirdi.

‘CHP’DEKİ 2010 KIRILMASINI BURADAN OKUYORUM’

Açıklamasında CHP’nin son 16 yıldaki ideolojik dönüşümüne ilişkin görüşlerini de paylaşan Müftüoğlu, 2010 yılını parti açısından önemli bir kırılma olarak değerlendirdi.

Müftüoğlu, şöyle devam etti:

“2010’dan bu yana Cumhuriyet Halk Partisi’nin ideolojik olarak etkisizleştirilmesi, Altı Ok’un içinin boşaltılması ve Kemalizm’in partinin karar mekanizmalarındaki belirleyiciliğinin ortadan kaldırılması basit bir parti içi çekişme olarak değerlendirilemez. Ben 2010 kırılmasını tam da buradan okuyorum.”

Kemal Kılıçdaroğlu döneminde CHP’nin kurucu ilkelerinden sistematik biçimde uzaklaştığını savunan Müftüoğlu, bu sürece itiraz eden Cumhuriyetçi kadroların etkisizleştirildiğini ileri sürdü.

Müftüoğlu, “Altı Ok giderek sembolik bir parti amblemine dönüştürüldü. O dönemde bu politikalara karşı çıkan isimler ‘AK trol’ olmakla suçlanıyordu. Bugün ise aynı dönemde şekillenen bazı kadroların Kılıçdaroğlu’na karşı pozisyon alması, o siyasal zihniyetin tasfiye edildiği anlamına gelmez” ifadelerini kullandı.

‘CHP, İLKELERİNDEN KOPARILMIŞ BİR ZİHNİYETE TERK EDİLMEMELİ’

CHP içindeki mevcut tartışmalara da değinen Müftüoğlu, kişilere yönelik siyasi pozisyonlar üzerinden Atatürkçülük veya vatanseverlik ölçümü yapılamayacağını belirtti.

“CHP’den istifa etmek hiç kimseyi tek başına Atatürkçü yapmadığı gibi, parti içerisinde kalıp bu zihniyetle mücadele etmeyi tercih edenleri de hain yapmaz” diyen Müftüoğlu, şu değerlendirmeyi yaptı:

“Oyun çok daha büyük. AKP ve Tayyip Erdoğan nefreti üzerinden bölünüp parçalanan Cumhuriyet Halk Partisi, partiyi ilkelerinden ve omurgasından koparmış bir zihniyete tamamen terk edilerek meydan boş bırakılmamalıdır.”

‘ÇERÇEVE YASA DEVLETİN KURUCU İLKELERİYLE DOĞRUDAN TEMAS EDİYOR’

Müftüoğlu, TBMM gündemindeki “Terörsüz Türkiye” süreci kapsamında görüşülen çerçeve yasayı da eleştirerek, düzenlemenin yalnızca terörle mücadele başlığı altında değerlendirilmemesi gerektiğini savundu. Müftüoğlu, “Bu tarihsel çerçeve ve sorumluluk bilinci dikkate alınmadan, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde yer alan ‘Terörsüz Türkiye’ başlığıyla yürütülen çerçeve yasa tartışmalarını anlamak mümkün değildir” dedi.

Söz konusu düzenlemenin Sevr Antlaşması’nın yıl dönümünde gündeme gelmesine dikkat çeken Müftüoğlu, şu ifadeleri kullandı:

“Bugün ‘Terörsüz Türkiye’ başlığı altında Gazi Meclis’e getirilen çerçeve yasa, Sevr’in yıl dönümüne denk gelen siyasal zamanlamasıyla birlikte değerlendirildiğinde Lozan’a açık bir başkaldırı niteliği taşımaktadır. Çünkü bu tartışma yalnızca terörle mücadele hukukunu değil, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenlik tanımını, vatandaşlık anlayışını ve üniter devlet yapısını doğrudan etkileyen bir yeniden kurma girişimi olarak karşımıza çıkmaktadır.”

‘TARİHSEL SÜRECE POPÜLİST ALGILARLA BAKILMAMALI’

Türkiye’nin ve CHP’nin içinden geçtiği sürecin daha geniş bir tarihsel perspektifle değerlendirilmesi gerektiğini belirten Müftüoğlu, iç ve dış müdahaleler konusunda da değerlendirmelerde bulundu.

Müftüoğlu, “Cumhuriyet Halk Partisi üzerinde oynanan oyunlara, partinin içinden ve dışından yapılan müdahalelere ve ülkemizin içinden geçtiği bu tarihî sürece popülist algılarla değil; dürüst, objektif ve vatansever bir bakışla yaklaşılması gerekir” dedi.

Türkiye’nin Cumhuriyet tarihi boyunca çeşitli dış müdahaleler ve siyasi operasyonlarla karşı karşıya kaldığını savunan Müftüoğlu, Lozan üzerinden yürütülen tarihsel mücadelenin halen devam ettiğini ileri sürdü.

MÜFTÜOĞLU: HAKİMİYET MİLLETİNDİR!

Açıklamasının sonunda TBMM’de yapılacak düzenlemelerde milletvekillerinin tarihsel sorumluluk taşıdığını belirten Müftüoğlu, sözlerini şöyle tamamladı:

“10 Ağustos 2026’da TBMM gündemine gelen bu düzenleme, barışçıl ve teknik bir hukuki metin olmanın ötesinde, devletin kurucu ilkeleriyle doğrudan temas eden siyasal bir kırılmadır. Bu yasayı türlü bahanelerle Meclis’ten geçiren siyasi partileri ve bu yasaya imza veren milletvekillerini Türk milleti asla unutmayacaktır. Unutmayın ki hakimiyet milletindir.”

Müftüoğlu, açıklamasını, “Biz daha son sözümüzü söylemedik” ifadeleriyle tamamladı.

Devamını Oku

İtalya’da Türk İmzası S.A.I.T. Studio’ya Como’dan Üç Ödül Birden

İtalya’da Türk İmzası S.A.I.T. Studio’ya Como’dan Üç Ödül Birden
0

BEĞENDİM

ABONE OL

S.A.I.T. Studio, mimarlık ve iç mimarlık alanlarında geliştirdiği üç farklı projesiyle uluslararası tasarım dünyasının önde gelen organizasyonlarından A’ Design Award & Competition 2026’dan üç ödülle döndü. Ödüller, İtalya’nın Como kentindeki tarihi Teatro Sociale’de düzenlenen gala gecesinde sahiplerine takdim edildi. Tasarım ve mühendisliği bütüncül bir üretim modeli içinde buluşturan ekibin projelerinden CU 29, İç Mekân ve Sergileme Tasarımı kategorisinde Gümüş (Silver) A’ Design Award kazanırken; Palm 1890 ve Villa Fortuna ise Mimarlık, Yapı ve Strüktür Tasarımı kategorisinde Bronz (Bronze) A’ Design Award’ın sahibi oldu.

Üç proje, üç farklı tasarım hikâyesi

Ödüllü çalışmaların farklı ölçek, coğrafya ve kullanım senaryolarına sahip olması, S.A.I.T. Studio’nun her projenin kimliğini kendi bağlamı üzerinden kurgulama yaklaşımını yansıtıyor.

CU 29: İstanbul’da özel bir yönetici için tasarlanan 120 metrekarelik çalışma ve yaşam alanı. Koyu renk paleti, gerçek bakır detaylar ve projeye özel tasarlanan unsurlarla kişiselleştirilmiş bir mekân deneyimi sunuyor.

Palm 1890: Alaçatı’da yaklaşık 10 bin metrekarelik eğimli bir arazide kademeli yerleşimle kurgulanan; denizle kurduğu ilişki, mahremiyet ve peyzajı odağına alan konaklama projesi.

Villa Fortuna: Kaş’ta mevcut bir yapının güçlendirilerek yeniden ele alındığı; yerel taş kullanımı ve topoğrafyayla kurduğu ilişkiyle konut ve Akdeniz peyzajı arasında güçlü bir bağ oluşturan dönüşüm projesi.

Bir yönetici ofisinden Ege kıyısındaki büyük ölçekli bir konaklama projesine ve Akdeniz’deki özel bir konuta uzanan bu çeşitlilik, ekibin tek bir tasarım dilini tekrarlamak yerine her yapının kimliğini coğrafyası, kullanıcısı ve ihtiyaçları üzerinden oluşturma yaklaşımını ortaya koyuyor.

Yaratıcı vizyon ve teknik uzmanlık bir arada

S.A.I.T. Studio’nun yaratıcı sürecini ve mekânsal kimlik kurgusunu, stüdyonun kurucusu ve Baş Tasarımcısı Yüksek İç Mimar Sait Güray Yalçın yönetiyor. Mimarlık ve inşaat mühendisliği temelli teknik altyapısıyla diğer kurucu Yüksek Mimar Kemal Çetin ise projelerin mimari ve mühendislik koordinasyonunu yürütüyor. Bu tamamlayıcı yapı, yaratıcı kararların teknik ve uygulama gerçekliğiyle eş zamanlı geliştirilmesini sağlıyor.

Baş Tasarımcı Sait Güray Yalçın, stüdyonun yaklaşımını şöyle özetliyor; “Her projenin kendi hikâyesi olduğuna inanıyoruz. Tasarıma hazır bir reçeteyle başlamak yerine kullanıcıyı, coğrafyayı ve yapıyı birlikte okuyoruz. Bir fikrin güçlü olması kadar doğru detaylandırılması ve uygulanabilir olması da önemli.”

Genç bir ekiple uluslararası tasarım sahnesinde

Genç ve multidisipliner ekibiyle çalışmalarını sürdüren S.A.I.T. Studio’da tasarımcılar, fikir geliştirmeden malzeme araştırmasına, görselleştirmeden detay çözümüne kadar üretimin farklı aşamalarında aktif rol alıyor. Geçmiş yıllarda da farklı uluslararası tasarım organizasyonlarında ödüllere layık görülen ekip, Como’dan gelen üç yeni ödülle uluslararası başarılarına yenilerini eklerken Türkiye’de ve yurt dışında yeni projeler geliştirmeyi sürdürüyor.

S.A.I.T. Studio Hakkında

2018 yılında İstanbul’da kurulan S.A.I.T. Studio; mimarlık, iç mimarlık, statik ve peyzaj alanlarında faaliyet gösteren multidisipliner bir tasarım stüdyosudur. Yaratıcı tasarım ile teknik uzmanlığı aynı üretim sürecinde buluşturan ekip; konut, turizm ve ticari projeleri farklı ölçeklerde bütüncül bir yaklaşımla ele almaktadır.

Devamını Oku

MANAVGAT 2030’DA 10 MİLYON TURİST AĞIRLAMAYI HEDEFLİYOR

MANAVGAT 2030’DA 10 MİLYON TURİST AĞIRLAMAYI HEDEFLİYOR
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Antalya’nın en önemli turizm merkezlerinden Manavgat ve Side, milyonlarca ziyaretçiyi ağırlayan güçlü turizm altyapısı, tarihi ve kültürel zenginlikleri, uzun sezon avantajı ve gelişen yatırım potansiyeliyle bölge ekonomisine katkısını artırıyor. Yaklaşık 250 bin nüfusa sahip Manavgat, her yıl yaklaşık 6 milyon yerli ve yabancı turisti ağırlarken, bölgenin önümüzdeki yıllarda yeni bir büyüme dönemine hazırlanması bekleniyor. Gayrimenkul ve turizm alanında uzun yıllardır faaliyet gösteren girişimci Ahmet Tanır, bölgenin turizmdeki büyüme potansiyeline dikkat çekerek 2030 yılı için 10 milyon turist hedefinin mümkün olduğunu belirtti.

Türkiye’nin en yoğun turizm destinasyonlarından biri olan Side-Manavgat, milyonlarca ziyaretçinin oluşturduğu ekonomik hareketlilikle büyümeye devam ediyor. Bölge, sahip olduğu uzun turizm sezonu, tarihi mirası, doğal güzellikleri ve yatırım potansiyeliyle yalnızca tatil rotası değil, aynı zamanda önemli bir ekonomik merkez olma özelliği taşıyor. Milyonlarca turistin ziyaret ettiği destinasyonda artan konaklama ve yerleşim ihtiyacı gayrimenkul piyasasını desteklerken, turizm ekonomisi farklı sektörlerde de hareketlilik yaratıyor.

Antalya’nın en önemli turizm merkezlerinden Manavgat ve Side, milyonlarca ziyaretçiyi ağırlayan güçlü turizm altyapısı, tarihi ve kültürel zenginlikleri, uzun sezon avantajı ve gelişen yatırım potansiyeliyle bölge ekonomisine katkısını artırıyor. Yaklaşık 250 bin nüfusa sahip Manavgat, her yıl yaklaşık 6 milyon yerli ve yabancı turisti ağırlarken, bölgenin önümüzdeki yıllarda yeni bir büyüme dönemine hazırlanması bekleniyor. Gayrimenkul ve turizm alanında uzun yıllardır faaliyet gösteren girişimci Ahmet Tanır, bölgenin turizmdeki büyüme potansiyeline dikkat çekerek 2030 yılı için 10 milyon turist hedefinin mümkün olduğunu belirtti.

 

250 bin nüfusa 6 milyon turist

Manavgat’ın yaklaşık 250 bin kişilik nüfusuna karşılık yılda 6 milyon civarında ziyaretçi ağırladığını belirten Ahmet Tanır, bu rakamın bölgenin turizmde ulaştığı ölçeği ortaya koyduğunu söyleyerek, “250 bin nüfuslu bir şehirde nüfusumuzun yaklaşık 20-25 katı misafir ağırlıyoruz. Bu, dünya ölçeğinde oldukça özel bir rakam” dedi.

Side-Manavgat’ın yalnızca otel ve konaklama sektöründen oluşan bir turizm merkezi olmadığını belirterek, ‘‘Bölgeye gelen turistlerin restoranlardan ulaşıma, alışverişten eğlenceye kadar çok sayıda alanda harcama yaptığını ve bunun şehir ekonomisine doğrudan katkı sağlıyor. Misafirlerimiz yalnızca otelde konaklamıyor; şehri geziyor, restoranlara gidiyor, ulaşım araçlarını kullanıyor, alışveriş yapıyor ve yerel üreticilerden ürünler alıyor. Dolayısıyla turizm, şehrin tamamına yayılan bir ekonomik hareketlilik oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

Turizm 50’ye yakın sektörü besliyor

Turizmin bölge ekonomisi üzerindeki etkisinin yalnızca konaklama sektörüyle sınırlı olmadığını belirten Tanır, turizmin 50’ye yakın sektörü harekete geçiren geniş bir ekonomik ekosistem oluşturduğuna dikkat çekerek, “Turizm artık sadece insanların tatil yaptığı bir sektör değil; şehirlerin ekonomisini canlandıran, yatırımları yönlendiren ve istihdam oluşturan önemli bir kalkınma aracı. İnşaat, gayrimenkul, ulaşım, tarım, yiyecek-içecek, perakende ve hizmet sektörlerinin turizm hareketliliğinden doğrudan veya dolaylı olarak etkileniyor. ” dedi.

Hedef 2030’da 10 milyon turist

Side-Manavgat’ın turizm yolculuğunun son yıllarda önemli bir dönüşüm geçirdiğini belirten Tanır, 1980’li yılların başında birkaç bin ziyaretçiyle başlayan turizm hareketliliğinin bugün yaklaşık 6 milyon turist seviyesine ulaştığını söyledi.

Bölgenin önümüzdeki dönemde yalnızca turist sayısını artırmaya değil, sahip olduğu turizm çeşitliliğini daha etkin kullanmaya odaklanması gerektiğini belirten Tanır, “Ben inanıyorum ki 2030 itibarıyla bölgemizde 10 milyon turisti ağırlayabileceğimizi düşünüyorum” değerlendirmesinde bulundu.

Side’nin 2 bin 500 yıllık tarihi turizmin gücünü artırıyor

Side-Manavgat’ın turizm potansiyelinin yalnızca deniz, kum ve güneşten oluşmadığını belirten Tanır; Side Antik Kenti, Apollon Tapınağı, Antik Tiyatro, arkeolojik çalışmalar, yaylalar, yerel gastronomi ve kültürel değerlerin bölgenin turizm çeşitliliğine önemli katkı sunduğunu ifade ederek, “Bölgemiz artık sadece deniz, kum, güneş turizmiyle anılmıyor. Side, 2 bin 500 yıllık tarihiyle çok özel bir kültür ve tarih merkezi. Yaylalarımız, yerel gastronomimiz ve kültürümüz de birçok turist için önemli cazibe unsurları” dedi.

Özellikle Side Antik Kenti’nde sürdürülen arkeolojik çalışmaların ve “Gece Müzeciliği” uygulamasının ziyaretçilerin bölgeyle daha fazla etkileşim kurmasına imkân sağladığını belirten Tanır, kültür turizminin destinasyon ekonomisi açısından önemli bir potansiyel taşıdığını söyledi.

Turizm sezonu marttan kasıma uzanıyor

Side-Manavgat’ın Türkiye’nin en uzun turizm sezonlarından birine sahip olduğunu belirten Tanır, bölgede sezonun mart ayının sonlarından kasım ayına kadar devam ettiğini söyleyerek, “Mart sonu itibarıyla başlayan sezonumuz kasım ayına kadar devam ediyor. İklimin de sağladığı avantajla Side-Manavgat’ta yaklaşık 300 gün güneşli bir iklim yaşıyoruz” dedi.

Yaklaşık 300 güne ulaşan güneşli gün sayısının da bölgenin turizm açısından önemli avantajlarından biri olduğunu belirten Tanır; İsveç, Norveç, Almanya, İngiltere ve Rusya gibi farklı pazarlardan turistlerin yanı sıra yaz döneminde Türkiye’nin farklı şehirlerinden gelen yerli ziyaretçilerin de bölge ekonomisine katkı sunduğunu ifade etti.

Devamını Oku

AĞAPARK’TA 250 SPORCUYU BİR ARAYA GETİREN FESTİVAL DÜZENLENDİ

AĞAPARK’TA 250 SPORCUYU BİR ARAYA GETİREN FESTİVAL DÜZENLENDİ
0

BEĞENDİM

ABONE OL

AIM HIGH Spor ve Etkinlik Festivali, ALBEST Ağapark’ta sporseverleri bir araya getirdi. Aliağa Belediyesi ve ALBEST’in destekleri ve iş birliğiyle gerçekleştirilen organizasyona, farklı yaş kategorilerinde toplam 250 sporcu katıldı.

AIM HIGH Spor ve Etkinlik Festivali, ALBEST Ağapark’ta sporseverleri bir araya getirdi. Aliağa Belediyesi ve ALBEST’in destekleri ve iş birliğiyle gerçekleştirilen organizasyona, farklı yaş kategorilerinde toplam 250 sporcu katıldı.

ALBEST AĞAPARK’TA ÜÇ SAHADA VOLEYBOL HEYECANI

Albest Ağapark’ın çim alanlarına kurulan üç voleybol sahasında gerçekleştirilen organizasyonun ilk gününde, bir sahada yetişkin sporcular mücadele ederken diğer iki sahada alt yaş kategorilerindeki sporcular ter döktü. Yetişkinler kategorisinde 100’ün üzerinde sporcu mücadele ederken, alt yaş kategorilerinde yaklaşık 150 genç sporcu organizasyona katıldı. 12 yaş ve üstü ile 13 yaş ve altı kategorilerinde gerçekleştirilen gençler müsabakalarında; Alia Spor Kulübü, Mavişehir Spor Kulübü, İzmir EBA Spor Kulübü, VakıfBank Spor Kulübü, Dikili Lodos Spor Kulübü, Bergama Galenos Spor Kulübü ve ALBEST takımları yer aldı.

AIM HIGH Spor ve Etkinlik Festivali, ALBEST Ağapark’ta sporseverleri bir araya getirdi. Aliağa Belediyesi ve ALBEST’in destekleri ve iş birliğiyle gerçekleştirilen organizasyona, farklı yaş kategorilerinde toplam 250 sporcu katıldı.

Genç sporcuların yoğun katılım gösterdiği organizasyon, farklı yaş gruplarındaki çocuk ve gençlerin sporla buluşmasına katkı sağlarken, aynı zamanda kulüpler arasındaki sosyal ve sportif iletişimi de güçlendirdi.

SADECE VOLEYBOL DEĞİL, SPOR VE EĞLENCE BİR ARADA

Aliağa’daki etkinlik kapsamında voleybol müsabakalarının yanı sıra Yoga, Zumba, HIIT Cardio ve çeşitli ödüllü eğlenceli yarışmalar düzenlendi. Katılımcılar hafta sonu boyunca hem spor yapma hem de farklı etkinliklerle keyifli vakit geçirme fırsatı buldu. Organizasyonun sonunda gerçekleştirilen ödül töreninde başarılı olan sporculara madalya, kupa ve çeşitli ödüller takdim edildi.

“SPORUN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜNE İNANIYORUZ”

AIM HIGH Organizasyon Direktörü Burak Gözbak, Aliağa’da gerçekleştirilen etkinlikle ilgili şunları söyledi: “Türkiye’de, herhangi bir maddi kazanç beklentisi olmadan, spora ve sporculara katkı sağlamak, insanları sporun etrafında bir araya getirmek amacıyla bu organizasyonları gerçekleştiriyoruz.  Aliağa’da 250 sporcuyu bir araya getirmek bizim için büyük bir mutluluk. Özellikle genç sporcularımızın sahada mücadele ettiğini, farklı kulüplerden çocukların bir araya geldiğini görmek bizim için organizasyonun en değerli taraflarından biri. Aliağa’da gerçekleştirdiğimiz bu organizasyonun önümüzdeki dönemlerde çok daha kapsamlı bir spor ve etkinlik festivaline dönüşeceğine inanıyorum. Organizasyonun hayata geçirilmesinde Aliağa Belediyesi, ALBEST ve ALİA Spor Kulübü AGM Fitness, Ramada by Wyndham Otel ve ALYA Lounge sponsor olarak katkıda bulundukları için teşekkür ediyorum”

Devamını Oku

Güneş Sadece Cildinizi Değil, Gözlerinizi de Yakıyor!

Güneş Sadece Cildinizi Değil, Gözlerinizi de Yakıyor!
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Yaz sıcakları ve şiddetlenen güneş ışınları göz sağlığımızı ciddi şekilde tehdit ediyor. Göz Vakfı Bayrampaşa Göz Hastanesi hekimlerinden Op. Dr. Atilla Şahin, yaz aylarında artan ultraviyole (UV) riskine karşı hayati uyarılarda bulundu.

Yaz aylarının gelmesiyle birlikte yükselen hava sıcaklıkları ve dik açıyla gelen güneş ışınları, farkında olmadan gözlerimizde ciddi hasarlara yol açabiliyor. Uzun süre ultraviyole ışınlarına maruz kalmanın korneada tahribat oluşturabileceğini belirten Göz Vakfı Bayrampaşa Göz Hastanesi hekimlerinden Op. Dr. Atilla Şahin, özellikle çocuklar ile hassas göz yapısına sahip kişilerin bu dönemde ekstra tedbir alması gerektiğini vurguladı.

“Güneş Gözlüğü Bir Aksesuar Değil, Sağlık İhtiyacıdır”

Yaz aylarında gözü korumanın ilk kuralının doğru gözlük kullanımı olduğunu vurgulayan Op. Dr. Şahin, şu uyarılarda bulundu:

“Özellikle güneşin en dik geldiği öğle saatlerinde dışarı çıkılması gerekiyorsa, UVA ve UVB filtreli güneş gözlükleri mutlaka kullanılmalı. Plajda, açık havada veya uzun yolculuklarda gözlerin korunması büyük önem taşıyor. Kaliteli ve ultraviyole filtreli gözlükler yalnızca konfor değil, doğrudan göz sağlığımız için gereklidir.”

Ekran Başı Çalışanlar ve Alerjik Bünyeler Risk Altında!

Bazı kişilerde kornea sinirlerinin çok daha hassas olabileceğine değinen Op. Şahin, dijital ekran kullanımı ve alerjilerin ışık hassasiyetini artırdığına dikkat çekti:

“Uzun süre bilgisayar, telefon veya tablet ekranlarına maruz kalmak kornea sinirlerinde hassasiyet oluşturabilir. Bu durumda ışık gözü çok daha fazla rahatsız eder. Fotokromik camlı gözlükler veya koruyucu gözlükler bu hassasiyeti azaltmada oldukça faydalıdır. Ayrıca göz alerjileri de ışık hassasiyetini katlayabilir.”

Çocuklar İçin 10.00 – 14.00 Saatlerine Dikkat!

Yazın çocukların deniz ve güneş altında uzun süre vakit geçirdiğini hatırlatan Op. Dr. Şahin, ebeveynlerin özellikle riskli saatlere dikkat etmesi gerektiğini belirtti:

“Çocukların özellikle öğle saatlerinde 10.00 – 14.00 doğrudan güneşe maruz kalmaları sınırlandırılmalıdır. Dışarı çıkmaları gerekiyorsa şapka ve güneş gözlüğü kullanımı ihmal edilmemeli. Denizde ise UV korumalı yüzücü gözlükleri tercih etmek hem göz sağlığı hem de genel konfor için son derece önemlidir.”

Gözünüze Doğrudan Buz Koymayın!

Işık hassasiyeti ve rahatsızlık yaşayan kişilerin en çok yaptığı hatalardan birinin doğrudan buz uygulamak olduğunu belirten Op. Dr. Şahin, doğru bakım yöntemini şöyle açıkladı:

“Göz çevresine doğrudan buz uygulamak dokulara zarar verebilir. Bunun yerine buzdolabında bekletilmiş göz maskeleri veya serin bezlerle yapılan kısa süreli uygulamalar çok daha rahatlatıcı olur. Uygulama sırasında bir rahatsızlık hissi olursa işlem hemen sonlandırılmalıdır.”

Erken Teşhis Kalıcı Hasarları Önlüyor

Gözlerde geçmeyen yanma, sulanma, ışık hassasiyeti veya alerji belirtileri uzun süre devam ederse vakit kaybetmeden bir uzmana başvurulması gerektiğinin altını çizen Op. Dr. Şahin, erken değerlendirmenin olası ciddi göz sorunlarının önüne geçmedeki en önemli adım olduğunu hatırlattı.

Devamını Oku
Dost Siteler Tanıtım Yazısı - Evden eve nakliyat