21 Ağustos 2026 Cuma
Egepol Hastaneleri Üroloji Uzmanı Op. Dr. Ömür Çerçi, lazer ile böbrek taşı ameliyatının (RIRS) uygun hastalarda başarılı sonuçlar verdiğini söyledi.
Böbrek taşlarının ağrı, idrarda kanama, enfeksiyon ve idrar akışında tıkanma gibi sorunlara yol açabilen önemli bir ürolojik rahatsızlık olduğunu belirten Çerçi, erken evrede konulan tanının tedaviyi olumlu etkilediğine dikkat çekti.
Modern ve minimal invaziv bir yöntem olan, kesi gerektirmeyen RIRS yöntemi hakkında bilgi veren Op. Dr. Ömür Çerçi, “Böbrek taşı tedavisinde taşın büyüklüğü, konumu ve hastanın genel sağlık durumu değerlendirilerek uygun tedavi yöntemi belirlenir. Lazer ile endoskopik böbrek taşı ameliyatında ise idrar kanalından girilerek ince ve esnek bir endoskop yardımıyla böbreğe ulaşılır. İşlem sırasında ciltte cerrahi kesi oluşturulmaz. Taş doğrudan görüntülenir ve lazer enerjisiyle küçük parçalara ayrılır. Parçalanan taşlar ya alınır ya kendi kendine atılabilecek boyuta getirilir” diye konuştu.
BİR ÇOK AVANTAJ SAĞLIYOR
RIRS yönteminin hastaya bir çok avantaj sağladığının altını çizen Çerçi, sözlerine şöyle devam etti: “Bu yöntemin en önemli avantajları kesi olmaması, daha az ağrı, düşük kanama riski ve hızlı iyileşme sürecidir. Hastalar genellikle kısa sürede günlük yaşamlarına dönebilir. RIRS özellikle uygun boyut ve yerleşimdeki böbrek taşlarında etkili ve güvenli bir seçenektir. Ancak her hastada tedavi planı taşın boyutu, yeri ve hastanın genel durumu ve değerlendirilerek belirlenir. Şunu unutmamak gerekir ki; böbrek taşlarında erken tanı ve doğru tedavi oldukça önemlidir”
Anadolu Isuzu, Balkanlar’daki uzun soluklu faaliyetlerini Bosna Hersek’e gerçekleştirdiği 25 araçlık teslimatla sürdürüyor. Teslimat kapsamında 10 adet Citiport ve 15 adet Novociti, bölgenin toplu ulaşım ihtiyaçlarına sunulurken, Anadolu Isuzu’nun farklı pazarlara yönelik ürün ve mühendislik yetkinliği bir kez daha ortaya konuldu.
Türkiye’nin ticari araç markalarından Anadolu Isuzu, farklı pazarlardaki faaliyetlerini toplu araç teslimatlarıyla sürdürüyor. Balkanlar’a yaklaşık 25 yıldır ihracat gerçekleştiren Anadolu Isuzu, son olarak Bosna Hersek’e 10 adet Citiport ve 15 adet Novociti olmak üzere toplam 25 araç teslim etti. Farklı ülkelerin ihtiyaçlarına ve kullanım koşullarına uygun çözümler geliştiren Anadolu Isuzu, geniş ürün gamı ve mühendislik birikimiyle uluslararası pazarlardaki varlığını güçlendirmeye devam ediyor. Farklı regülasyonlara, kullanım koşullarına ve müşteri beklentilerine yönelik ürün geliştirme kabiliyeti, şirketin ihracat faaliyetlerinin önemli unsurlarından biri olarak öne çıkıyor.
Bosna Hersek’te Saraybosna Kantonu Ulaştırma Bakanı Sayın Adnan Šteta’nın katılımıyla gerçekleştirilen teslimat töreni, kamu kurumlarının Anadolu Isuzu araçlarına yönelik tercihlerini de ortaya koydu. Gerçekleştirilen teslimatla birlikte Anadolu Isuzu, Balkanlar’daki uzun yıllara dayanan faaliyetlerini sürdürürken, bölgenin toplu ulaşım ihtiyaçlarına yönelik çözümler sunmaya devam ediyor. Son 20 yıl içerisinde Anadolu Isuzu tarafından Balkanlara 4.000 adede yakın otobüs ihracatı gerçekleştirildi.
Novociti şehir içi ulaşımı daha verimli ve sürdürülebilir hale getiriyor
Anadolu Isuzu, Bosna Hersek’e yaptığı teslimatlarla Avrupalı belediyelerin toplu taşıma filosunu modern, konforlu ve çevreci çözümlerle güçlendirmeye devam ediyor. Yüksek performansı ve düşük işletme maliyeti ile öne çıkan Novociti midibüsler, modern şehir ulaşımının ihtiyaçlarına yanıt verecek şekilde tasarlandı. Novociti, düşük yakıt tüketimi ve minimum bakım maliyeti ile belediyelere ekonomik çözümler sunuyor. 7.5 metre uzunluğundaki araç, şehir içi taşımacılığında üstün manevra kabiliyeti sağlarken, 54 yolcu kapasitesi ve sınıfının ilk engelli rampasına sahip olmasıyla toplu taşımada erişilebilirliği artırıyor. Novociti, Euro 6 normlarındaki, 190 beygirlik commonrail turbo dizel intercooler Isuzu motoru ile yüksek performans ve düşük işletme maliyetini bir arada sunuyor. Böylece hem çevre dostu hem de ekonomik bir çözümle şehir içi ulaşımı daha verimli ve sürdürülebilir hale getiriyor.
Citiport hem yolcu deneyimini iyileştiren hem de çevreye duyarlı bir alternatif sunuyor
Citiport, yüksek yolcu kapasitesi ve geniş iç mekanı ile şehirlerarası ve banliyö taşımacılığının yanı sıra bazı Avrupa şehirlerinde kentsel toplu taşımada tercih ediliyor. Toplu ulaşımda yüksek performansıyla dikkat çeken Citiport, ergonomik tasarımı ve üstün konfor özellikleri sayesinde hem yolcu deneyimini iyileştiren hem de çevreye duyarlı bir ulaşım alternatifi sunuyor. Enerji verimliliği, dayanıklılığı ve operasyonel avantajlarıyla fark yaratan model, alçak tabanlı yapısıyla erişilebilirliği artırıyor. Engelli ve hareket kabiliyeti kısıtlı yolcular için rampalar, yolcu bilgilendirme ekranları, gelişmiş klima ve ısıtma sistemleri, enerji tasarruflu LED aydınlatmalar ve durak anons sistemleri gibi donanımlarıyla modern şehir içi ulaşımın beklentilerini karşılıyor.
Anadolu Isuzu Hakkında
Kamyon, hafif kamyon, midibüs ve otobüs kategorilerinde Türkiye’nin önde gelen üreticilerinden Anadolu Isuzu, geniş ürün portföyü, yüksek katma değerli satış sonrası hizmetleri ile yaygın bayi ve teknik servis ağıyla müşterilerine kapsamlı çözümler sunmaktadır. Kocaeli Çayırova’daki üretim tesisinde faaliyet gösteren Anadolu Isuzu, Avrupa başta olmak üzere 45’ten fazla ülkeye ihracat yapmaktadır. Şirket, 2025 yılında Özbekistan merkezli ticari araç üreticisi SamAuto’nun çoğunluk hissesini devralarak ilk yurt dışı üretim yatırımını gerçekleştirmiştir. Anadolu Isuzu hisseleri, 1997 yılından bu yana BIST’te “ASUZU” işlem koduyla işlem görmektedir.
Türkiye yapay zekâda 2030 rotasını resmileştirdi: Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nden ‘dijital hegemonya’ raporu
Toplum Çalışmaları Enstitüsü’nün “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” raporu, 18 Ağustos 2026’da Resmî Gazete’de yayımlanan Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı’nı dijital egemenlik açısından değerlendirdi.
Toplum Çalışmaları Enstitüsü (TÇE), “Yeni Güç Mimarisi: Dijital Hegemonya” başlıklı raporunda dijital teknolojilerde artan dış bağımlılığın yalnızca ekonomik değil; devlet kapasitesi, veri egemenliği, ulusal güvenlik ve bağımsız karar alma süreçleri açısından da ele alınması gerektiği uyarısında bulundu. Raporda veri işleme kapasitesinin artması, bulut bilişim altyapılarının yaygınlaşması, yapay zekâ sistemlerinin günlük yaşamın merkezine yerleşmesi ve dijital platformların ekonomik faaliyetler üzerindeki etkisi nedeniyle klasik egemenlik anlayışının değiştiği belirtildi. Enstitüye göre devletlerin egemenlik kapasitesi artık yalnızca fiziksel sınırları koruyabilmesiyle değil; veri akışlarını, kritik dijital altyapıları ve algoritmik karar mekanizmalarını ne ölçüde denetleyebildiğiyle de ölçülüyor.
Dijital hegemonya artık jeopolitik bir güç mimarisi
Toplum Çalışmaları Enstitüsü, dijital hegemonyanın üç temel katman üzerinden işlediğini belirledi. İlk katmanda ağ etkileri, veri yoğunlaşması ve ekosistem bağımlılığı üzerinden oluşan piyasa gücü; ikinci katmanda Palantir, Microsoft ve Anduril gibi şirketler üzerinden örneklendirilen devlet-teknoloji bütünleşmesi; üçüncü katmanda ise CLOUD Act benzeri düzenlemelerle ulusal hukuk sistemlerinin fiziksel sınırların ötesine taşınması bulunuyor. Enstitü, bu üç unsurun birlikte değerlendirildiğinde dijital platformların gücünün yalnızca ekonomik yoğunlaşma olarak görülemeyeceğini, bunun jeopolitik bir güç mimarisine dönüştüğünü kaydetti.
Raporda Türkiye’nin dijital egemenlik gündemi, 18 Ağustos 2026 tarihli ve 33344 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 2026/9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi ile yürürlüğe giren Türkiye Yapay Zekâ Eylem Planı (2026-2030) ile birlikte ele alındı.
Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı koordinasyonunda hazırlanan Plan’ın, 2021-2025 Ulusal Yapay Zekâ Stratejisi üzerine inşa edildiği; insan odaklılık, güvenilirlik, etik sorumluluk, dijital egemenlik ve sürdürülebilir kalkınma ilkelerini temel aldığı belirtildi. Planın hazırlık sürecinde kamu, özel sektör, üniversite ve sivil toplum temsilcilerinden yaklaşık 500 profesyonelle çalıştay gerçekleştirildiği ve iki binden fazla eylem önerisinin değerlendirildiği kaydedildi.
Plan, “Fark Et, İstifade Et, Üret ve Yönet” olmak üzere dört eksen altında insan kaynağı, veri altyapısı, hesaplama kapasitesi, yerli model geliştirme ve yapay zekâ yönetişimini kapsıyor. İlk 12 ayda en az 1,5 milyon, 24 ay sonunda ise toplam 5 milyon vatandaşın yapay zekâ okuryazarlığı programlarına dahil edilmesi; 10 bin ileri düzey yapay zekâ uzmanı ve 100 bin uygulama profesyoneli yetiştirilmesi hedefleniyor. En az 2 bin kamu veri setinin de Ulusal Veri Kütüphanesi üzerinden makine okunabilir biçimde erişime açılması öngörülüyor.
Enstitünün Türkiye’ye yönelik en önemli uyarılarından biri, dijital ekonomideki büyümenin yabancı platform ve altyapılara olan bağımlılığı da artırması oldu. Raporda, We Are Social ve Meltwater’ın Dijital 2025 Türkiye Raporu’na atıfla Türkiye’de aktif internet kullanıcısı sayısının 77,3 milyona, internet kullanım oranının ise nüfusun yüzde 88,3’üne ulaştığı belirtildi. Buna karşılık arama motorları, sosyal medya platformları, mobil işletim sistemleri, uygulama mağazaları, bulut bilişim hizmetleri ve dijital reklam altyapılarının büyük ölçüde yabancı şirketlerin kontrolünde olduğu kaydedildi.
Enstitü, bu nedenle Türkiye’de dijital ekonominin büyümesiyle stratejik dış bağımlılığın da paralel biçimde derinleştiğine dikkat çekti. Raporda ayrıca Türkiye’de toplam medya ve reklam yatırımlarının 2024 yılında 253,6 milyar TL’ye ulaştığı, medya yatırımlarının yüzde 74,2’sinin dijital mecralara yöneldiği ve Türkiye’nin yüzde 39,4’lük büyüme oranıyla en hızlı büyüyen pazarlardan biri olduğu bilgisine yer verildi. Enstitü, bu gelirlerin önemli bölümünün küresel platformlara aktarılmasının ekonomik etkilerinin yanı sıra kullanıcı profilleme, içerik görünürlüğü ve davranışsal yönlendirme kapasitesini de bu şirketlerin elinde yoğunlaştırdığına dikkat çekti.
Eylem Planı kapsamında 2030 yılına kadar Türkiye’nin en az 1 GW yapay zekâ ve veri merkezi kurulu gücüne, yıllık en az 10 TWh düşük karbonlu elektrik satın alma anlaşması hacmine, en az 1 eksabayt depolama kapasitesine ve omurga bağlantılarında en az 100 Tb/sn erişime ulaşması hedefleniyor. Bu kapasite için ağırlıklı olarak özel sektör kaynaklı en az 10 milyar dolarlık yatırımın harekete geçirilmesi öngörülüyor. Araştırmacıların, girişimlerin ve KOBİ’lerin hesaplama kapasitesine erişiminin artırılması ve tek bir sağlayıcıya bağımlılık oluşmaması amacıyla çoklu tedarikçi yaklaşımı da planın hedefleri arasında bulunuyor.
Toplum Çalışmaları Enstitüsü, Türkiye’nin dijital egemenlik politikasının yalnızca yerli teknoloji ve yapay zekâ geliştirilmesine dayanmasının yeterli olmayacağı uyarısında bulundu. Raporda büyük dijital platformlara yönelik ihlal ortaya çıkmadan önce devreye giren ex ante düzenlemelerin, veri taşınabilirliği ve birlikte çalışabilirlik yükümlülüklerinin, platform verilerinin belirli koşullarda paylaşılmasına yönelik mekanizmaların ve Dijital Hizmet Vergisi’nin denetim kapasitesinin güçlendirilmesi gerektiği belirtildi. Enstitü, Avrupa Birliği Dijital Piyasalar Yasası kapsamında “kapı bekçisi” olarak tanımlanan büyük platformların AB pazarında daha ağır yükümlülüklere tabi olduğunu, aynı şirketler için Türkiye’de benzer kapsamda bir düzenleme bulunmadığını belirterek bu durumu düzenleyici asimetri olarak değerlendirdi.
Enstitü, dijital egemenliğin bütün yabancı teknolojilerden vazgeçilmesi veya Türkiye’nin tüm teknoloji katmanlarında kendi kendine yeterli hale gelmesi anlamına gelmediğini vurguladı.
Rapora göre yarı iletkenlerden bulut altyapılarına, telekom ekipmanlarından büyük dil modellerine kadar teknoloji değer zinciri küresel ölçekte dağılmış durumda. Bu nedenle temel mesele bütün dış bağımlılıkları ortadan kaldırmak değil; hangi bağımlılıkların kabul edilebilir olduğunu, hangilerinin stratejik risk oluşturduğunu belirlemek ve kritik bağımlılıkları yönetilebilir hale getirmek.
Enstitünün sonuç bölümünde Türkiye’nin önündeki temel yol ayrımı, dijital teknolojilerin pasif tüketicisi olmak ile dijital geleceğin kurallarını şekillendiren ülkeler arasında yer almak şeklinde ortaya konuldu.
Enstitü, dijital çağda egemenliğin artık yalnızca sınırların korunması anlamına gelmediğini; verinin korunması, algoritmaların denetlenmesi, kritik altyapıların yönetilmesi ve teknolojik bağımlılıkların stratejik biçimde kontrol edilmesinin de egemenliğin parçası olduğunu belirtti.
Raporda, dijital çağın egemen devletlerinin en fazla teknoloji satın alan değil; teknolojiyi yöneten, düzenleyen, denetleyen ve gerektiğinde alternatiflerini geliştirebilen ülkeler olacağı vurgulandı.
Orient Express VI Atabay Chalengers ekibi, 14–16 Ağustos tarihlerinde düzenlenen TAYK Eker Olympos Regatta yelken yarışında yeni bir başarı hikayesi yazdı. Orient Express VI, Türkiye Yelken Federasyonu ve Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü (TAYK) tarafından düzenlenen 14. TAYK-Eker Olympos Regatta yarışında “Büyük” kupanın sahibi oldu.
Orient Express VI Atabay Challengers ekibi, Türkiye Yelken Federasyonu ve Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü (TAYK) tarafından düzenlenen 14. TAYK-Eker Olympos Regatta yelken yarışında “Büyük” kupanın sahibi oldu.İstanbul Boğazı’nda gerçekleştirilen organizasyonda mücadele eden yelkenliler, Çırağan Sarayı’nın önünden başlayan 35 kilometrelik parkuru Moda Deniz Kulübü’nde tamamladı. Kaptanlığını Atabay Yönetim Kurulu Başkanı Zeynep Atabay Taşkent’inyaptığıOrient Express VI takımı, IRC0, IRC1 ve IRC2 sınıfları genel klasmanında en çok puanı toplayan ekip oldu.
Orient Express VI deneyimli sporcular ile genç yelkencilerden oluşuyor
Sporun fiziksel ve zihinsel katkılarından yola çıkan Atabay, kurumsal sosyal sorumluluk programı Atabay Challengers kapsamında doğa sporlarına uzun soluklu desteklerde bulunuyor. Atabay’ın doğa sporlarına verdiği destek, uzun yıllara dayanan yelken kültüründen besleniyor. Atabay Challengers’ın önemli yapı taşlarından biri olan ve temelleri, Atabay Onursal Başkanı Zeki Bülent Atabay’ın öncülüğünde 1980’li yıllarda atılan Orient Express yelken takımları, Türkiye’nin en önemli yat yarışlarında mücadele ediyor ve uluslararası organizasyonlarda ülkemizi temsil ediyor. Filodaki en bilinen tekne olan ve deneyimli sporcular ile genç yelkencilerden oluşan Orient Express VI, genellikle büyük tekne sınıfı olan IRC/ORC 0 kategorisinde yarışıyor.
Atabay Challengers ile desteklenen milli sporcular Türkiye’yi başarıyla temsil ediyor
Atabay Challengers çatısı altında; Formula Kite, yamaç paraşütü, yelken, açık su ve dayanıklılık sporları ile kayak gibi farklı branşlarda mücadele eden sporcularla takımlar yer alıyor. Program kapsamında desteklenen milli sporcular ve ekipler, ulusal ve uluslararası organizasyonlarda elde ettikleri derecelerle Türkiye’yi başarıyla temsil ediyor.
TAYK – Eker Olympos Regatta, Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü (TAYK), Türkiye Yelken Federasyonu ve Eker Süt Ürünleri’nin iş birliğiyle düzenlenen, ülkemizin en prestijli yelken festivallerinden biri. 2013’te başlayan organizasyon, yıllarca Moda – Tirilye – Moda rotasında üç gün süren yarışlarla gerçekleşti. 2024’te İstanbul’da büyük bir festival formatına evrilerek J/70, IOM, Match Race, Hareketli Salma ve Yat Sınıfı gibi kategorilerde geniş katılımlı bir yapıya kavuştu. Bu yıl 14. kez düzenlenen yarış, denizdeki mücadele, karada eğlenceli etkinliklerle birleşerek gerçek bir yelken festivaline dönüştü.
İş dünyasında hız kazanan dijital dönüşüm ve insan-makine iş birliği, tüm sektörleri yeniden şekillendirirken insan kaynakları (İK) süreçlerini de köklü bir biçimde dönüştürüyor. Amerikan Verimlilik ve Kalite Merkezi’nin (APQC) araştırmasına göre, İK ekipleri çalışma zamanlarının %60’ını idari ve rutin işlere harcarken, çalışanların yalnızca yüzde 20’si İK’nın şirket stratejisinde kritik bir rol oynadığını belirtiyor. İK platformu Plena Pro, iş ilanından SGK işe giriş bildirimine kadar tüm süreci tek akışta dijitalleştirerek 5 günlük işe giriş hazırlığını 15 dakikanın altına indiriyor. Perakendeden lojistiğe, çağrı merkezinden hizmet sektörüne kadar geniş yelpazede yoğun işe alım yapılan tüm alanlarda aynı İK ekibinin kapasitesini 3 kata kadar artırırken adaylara da hızlı, şeffaf ve zahmetsiz bir deneyim sunuyor.
Şirketlerin rekabet gücünde belirleyici bir unsura dönüşen yeni nesil teknolojilerin kullanım oranı giderek artarken, yeni nesil teknolojilerin insan kaynaklarında kullanım oranı beklenen seviyenin altında seyrediyor. Amerikan Verimlilik ve Kalite Merkezi’nin (APQC) 2025 araştırmasına göre İK ekipleri çalışma zamanlarının %60’ını idari ve rutin işlere harcarken, çalışanların yalnızca %20’si İK’nın şirket stratejisinde kritik bir rol oynadığını düşünüyor. 2026-2030 Ulusal Yapay Zekâ Eylem Planı’nın, yapay zekânın özel sektörde yaygınlaştırılmasını öncelikleri arasına alması, İK’da teknoloji kullanımını da stratejik bir gündem haline getiriyor.
İşe alımdan masa başına kopmayan tek akış
İşe alımın kurumun yetenekle kurduğu ilk bağ olduğunu, dijitalleşmenin ise teklif aşamasında yarıda kalmaması gerektiğini belirten BİS Çözüm Genel Müdür Yardımcısı ve Ortağı Gizem Güneşdoğdu şunları söyledi:
“İşe alım, kurumla yetenek arasındaki ilk temas ve doğru kişiyi bulmak her zaman işin kalbi. Plena Pro’da bu aşamayı yapay zekâ ile güçlendiriyoruz: İlan hazırlama, CV ayrıştırma ve skorlama, IVR ile sesli görüşme, video mülakat, vaka çalışması ve teklif tek bir akışta ilerliyor. Bizi asıl ayrıştıran ise sürecin teklifle bitmemesi: E-imza ile sözleşme, e-Devlet doğrulaması, adayın belgelerini telefonundan yüklemesi, tüm kontrollerin otomatik yapılması ve SGK işe giriş bildirimi aynı akışın devamında tamamlanıyor. Toplanan özlük verileri bordrodan izin yönetimine kadar tüm İK sistemlerini otomatik besliyor; kimse tek tek çalışan kaydı açmıyor, eksik belge takibini sistem kendisi yapıp adayı yönlendiriyor. Aday sabah teklifi kabul ediyor, öğleden önce özlük dosyası eksiksiz kurulmuş oluyor. İK’da dijitalleşme yormamalı, aksine teknolojinin geldiği bu noktada, ekiplere konfor sunmalı ve riski azaltmalı.”
5 günlük hazırlık 15 dakikaya, hata riski sıfıra yakın
Plena Pro verileri, uçtan uca akışın somut karşılığını ortaya koyuyor. Yapay zekâ destekli altyapıyla ilan hazırlama süresi 5 dakikanın altına inerken, aday değerlendirme ve kısa liste oluşturma 5 günden 1-2 saate düşüyor. İşe giriş hazırlıkları 3-5 iş gününden 15 dakikanın altına iniyor; evrak tamamlama oranı daha ilk günden %95’in üzerine çıkıyor. Mobil ve self-servis çözümlerle rutin talepler %40’a varan oranda azalıyor ve İK profesyoneli başına ayda ortalama 8-10 saatlik bir odaklanma alanı açılıyor. Bu saat kazanımı ayrıca pozisyon başına 6-7 gün kazanım sağlıyor.”
Güneşdoğdu, kazanımın yalnızca hız olmadığının altını çizdi: “Manuel süreçte eksik belge, hatalı veri girişi ya da geciken SGK bildirimi hem idari yaptırım hem de itibar riski demek. Otomatik kontroller ve entegrasyonlar bu riski sıfıra yaklaştırıyor. Üstelik süreç uçtan uca KVKK’ya uyumlu ilerliyor: Süreçten vazgeçen adayların ve işten ayrılan çalışanların verileri, saklama süreleri gözetilerek hızlı ve güvenli biçimde imha ediliyor. Şirket hem hız kazanıyor hem de kişisel veri tarafında denetime hazır hale geliyor. İK ekipleri de operasyonel yükten sıyrılıp kurum kültürüne, yeteneği elde tutmaya ve çalışan esenliğine odaklanabiliyor.”
Yoğun işe alım dönemlerinde fark katlanıyor
Uçtan uca dijital akışın en çarpıcı etkisi, işe alımın kesintisiz ve yüksek hacimli olduğu sektörlerde görülüyor. Perakendeden lojistiğe, çağrı merkezinden hizmet sektörüne; sezon açılışlarında, bayram ve kampanya dönemlerinde aynı anda yüzlerce pozisyon için alım yapan ve yüksek çalışan sirkülasyonunu yöneten kurumlar için hız, doğrudan iş sonucuna dönüşüyor. Boş kalan her pozisyonun, müşterisine dokunamayan bir hizmet noktası olduğunu belirten Güneşdoğdu: “IVR ile yüzlerce adayla sesli görüşme aynı gün tamamlanıyor, video mülakatlar adayın kendine uygun olduğu saatte ilerliyor, teklif ve evrak süreci telefondan bitiyor. Adaylar günlerce yanıt beklemiyor; işe başlayan çalışan da ilk gününü evrak peşinde koşarak değil, işini ve ekibini tanıyarak geçiriyor. Aynı İK ekibi ek kadro olmadan 3 kata kadar daha fazla adayı yönetebiliyor, işbaşı süresi günlerden saatlere iniyor”